Bölüm 11
Yayıncı–Kulüp–TFF Gerilimi
Rekor sözleşmeden sürekli pazarlığa
2016 ihalesi tamamlandığında tarafların önünde beş sezonluk, yıllık 500 milyon dolar artı KDV üzerinden kurulmuş büyük bir sözleşme vardı. İlk bakışta sistemin temel unsurları belirlenmiş görünüyordu: Yayıncı bedeli ödeyecek, TFF tahsilatı yapacak, kesintilerden sonra kalan para kulüplere dağıtılacak ve beIN Sports karşılaşmaları abonelerine ulaştıracaktı.
Fakat sözleşme birkaç yıl içinde sabit bir anlaşmadan çok, her sezon yeniden müzakere edilen bir ilişkiye dönüştü.
Sorunun yalnızca “yayıncı daha az ödemek istedi” biçiminde açıklanması eksik kalır. Döviz kuru yükseldi, aboneler ödemelerini Türk lirasıyla yaptı, ticari işletmelerin faaliyetleri pandemi döneminde durdu, maç takvimi değişti, kulüpler yayıncıya karşı protestolar düzenledi ve yasa dışı yayınların pazar üzerindeki etkisi daha görünür hâle geldi.
Buna karşılık kulüpler de haklı olarak başka bir noktaya dikkat çekiyordu. Yayın ihalesinde açıklanan bedeli gelecekte elde edecekleri gelir olarak bütçelerine yazmışlardı. Futbolcu sözleşmeleri, transfer taksitleri, banka ödemeleri ve vergi borçları yayın gelirindeki her düşüşe göre kendiliğinden azalmıyordu.
TFF ise iki tarafın ortasında bulunuyordu.
Federasyonun yayıncıdan mümkün olan en yüksek bedeli tahsil etmesi gerekiyordu. Aynı zamanda maçların kesintisiz yayınlanmasını, abonelik sisteminin çalışmasını ve yayıncının sözleşmeyi sürdürebilecek ekonomik durumda kalmasını sağlamak zorundaydı.
Bu üçlü ilişki, taraflardan herhangi birinin tek başına çözemeyeceği bir bağımlılık sistemi oluşturdu.
Kulüpler yayın parasına bağımlıydı.
Yayıncı futbol içeriğine bağımlıydı.
TFF ise hem kulüplerin finansmanına hem yayıncının devamına bağımlıydı.
İlk iki sezon: Ödeme tartışması henüz yoktu
TFF’nin daha sonra yaptığı açıklamalara göre 2016 sözleşmesinin ilk iki sezonunda tahsilatlar sözleşme şartlarına uygun biçimde gerçekleştirildi ve kulüplere dağıtıldı.[1]
Haziran 2019’da yayıncının ödemelerini yapmadığı yönünde kamuoyunda iddialar ortaya çıktığında TFF, 2018–2019 sezonuna ilişkin bütün ödeme yükümlülüklerinin yerine getirildiğini ve kulüplere gecikmiş ödeme bulunmadığını açıkladı.[2]
Bu açıklama iki bakımdan önemlidir.
Birincisi, 2016 ihalesi ilk günden itibaren uygulanamayan veya hiç ödenmeyen bir sözleşme değildi. İlk iki sezonda sistem, TFF’nin resmî anlatımına göre planlandığı biçimde çalıştı.
İkincisi, gerilim sözleşmenin başlangıcında değil, üçüncü sezonuna yaklaşırken belirginleşti.
2018’de Türk lirasında yaşanan sert değer kaybı, yayıncının Türk lirası geliri ile dolar üzerinden tanımlanan hak maliyeti arasındaki farkı büyüttü. Abonelerden alınan aylık ücretler aynı hızla yükseltilemiyordu. Yüksek fiyat artışı abonelik iptallerine ve korsan yayın kullanımına yönelmeye yol açabilirdi. Fiyatlar artırılmadığında ise yayıncının dolar yükümlülüğünü karşılamak için elde ettiği Türk lirası yetersiz kalıyordu.
Sözleşmedeki yarısı sabit, yarısı güncel kur sistemi bu şoku azaltıyor fakat ortadan kaldırmıyordu.
Sabit kur bölümü yayıncıyı bir ölçüde koruyor, ancak kulüplerin elde ettiği paranın gerçek dolar değerini düşürüyordu.
Güncel kur bölümü kulüpleri koruyor, fakat yayıncının Türk lirası maliyetini artırıyordu.
Kur yükseldikçe iki taraf da aynı sözleşmenin kendisi açısından adaletsiz sonuç verdiğini düşünmeye başladı.
2 Ağustos 2019 ek sözleşmesi
2019 yazında TFF ile Digiturk arasında yaklaşık iki ay süren görüşmeler yapıldı. Taraflar 2 Ağustos 2019’da, 2019–2020 sezonunda uygulanmak üzere bir ek sözleşme imzaladı.[3]
TFF’nin imza töreni açıklamasında yeni bedelin bütün ayrıntıları kamuoyuna duyurulmadı. Ancak Federasyon, Aralık 2019’da yaptığı başka bir açıklamada, ek sözleşmenin ardından naklen yayın gelirlerinin yüzde 13’ü aşan oranda azaldığını resmen kabul etti.[4]
Bu durum kulüpler açısından doğrudan gelir kaybı anlamına geliyordu.
Yayıncı için ise sözleşmenin ekonomik şartlarının Türkiye’deki yeni kur ve enflasyon ortamına uyarlanmasıydı.
Aynı işlem iki taraf için iki farklı biçimde tanımlanabiliyordu:
Yayıncı açısından sürdürülebilirlik düzenlemesi,
kulüpler açısından sözleşme indirimi.
Ek sözleşmenin tam metninin kamuoyuna açıklanmaması, tartışmayı daha da büyüttü. Hangi kalemin ne kadar değiştiği, kurun nasıl uygulanacağı, ödeme takviminin nasıl düzenlendiği ve indirimin başka koşullara bağlanıp bağlanmadığı kamuoyu tarafından sözleşmenin aslından görülemiyordu.
Basına çeşitli rakamlar yansıdı. Ancak bunların tamamını resmî sözleşme maddesi olarak kullanmak doğru değildir.
Kesin olarak bilinen, 2 Ağustos 2019’da ek sözleşme imzalandığı ve TFF’nin kendi hesabına göre yayın gelirinin yüzde 13’ü aşan oranda azaldığıdır.
Bu aşamadan sonra 2016’daki 500 milyon dolarlık manşet bedel, günlük tartışmada giderek daha az anlam taşımaya başladı.
Kulüpler için önemli olan, o sezon hesaplarına kaç lira yatacağıydı.
Üç ayrı hesap ortaya çıktı
Yayın geliri tartışması büyüdükçe kamuoyunda birbirinden farklı üç hesap kullanılmaya başladı.
Birincisi, 2016 ihalesinde açıklanan yıllık 500 milyon dolarlık nominal sözleşme bedeliydi.
İkincisi, ek sözleşmeler ve kur formülü uygulandıktan sonra TFF’nin yayıncıdan tahsil edeceği Türk lirası tutardı.
Üçüncüsü, kesintiler yapıldıktan sonra kulüplerin hesabına gerçekten yatırılan paraydı.
Bu üç rakam aynı değildi.
Bir kulüp yöneticisi “500 milyon dolarlık ihale yapıldı ama bu para gelmiyor” dediğinde, ihalenin manşet bedeli ile gerçekleşen dağıtım arasındaki farkı anlatıyordu.
Yayıncı “sözleşme yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz” dediğinde, değiştirilmiş ödeme şartlarını ve ek sözleşmeyi esas alabiliyordu.
TFF ise tahsil edilen para, federasyon payı ve kulüplere dağıtılacak tutar arasında ayrım yapmak zorundaydı.
Bu nedenle tarafların açıklamaları zaman zaman birbirini bütünüyle reddediyor gibi görünse de aynı ekonomik kalemden söz etmiyor olabiliyordu.
Sorunun önemli bir bölümü de burada yatıyordu: Sözleşmenin başlık rakamı kamuya açıktı, ancak daha sonra yapılan tadillerin ayrıntıları aynı ölçüde açık değildi.
Pandemi sözleşmenin ürününü değiştirdi
2019–2020 sezonu devam ederken Covid-19 salgını futbol yayıncılığında daha önce karşılaşılmamış bir sorun yarattı.
Maçlar Mart 2020’de durdu.
Fikstür kesildi.
Yayıncı haftalar boyunca satın aldığı canlı lig içeriğini abonelerine sunamadı.
Lig 12 Haziran 2020’de yeniden başladığında karşılaşmalar seyircisiz oynandı ve sezon olağan takviminin dışına taşındı.[1]
Bu durum yalnızca yayıncıyı etkilemedi. Kulüpler bilet, kombine, loca, yiyecek-içecek ve maç günü gelirlerinden mahrum kaldı. Taraftara açık olmayan maçlarda stadyum reklamlarının değeri de değişti.
Ancak yayıncı açısından başka bir gelir kaybı daha vardı: Kahvehane, kafe, restoran, otel ve benzeri ticari işletmeler kapalıydı veya sınırlı çalışıyordu. Bu işletmeler için uygulanan ticari yayın tarifeleri ev aboneliğinden daha yüksek olduğundan, kapanmalar yayıncının önemli bir gelir alanını etkiliyordu.
Futbol yeniden başladığında ürün de aynı değildi.
Maç vardı, tribün yoktu.
Canlı yayın vardı, kahvehane müşterisi yoktu.
Fikstür tamamlanıyordu, fakat sezonun ticari şartları ihale yapılırken öngörülen şartlardan farklıydı.
Mücbir sebep tartışması
Pandemi sırasında yayın sözleşmesindeki mücbir sebep maddesinin değiştirilip değiştirilmediği de tartışma konusu oldu.
Mayıs 2020’de bazı yayınlarda TFF’nin sözleşmeyi değiştirerek mücbir sebep maddesini kaldırdığı ve bu nedenle yayıncının ödeme yapmadığı ileri sürüldü.
TFF, 13 Mayıs 2020’de bu iddiayı açıkça reddetti. Federasyon, kulüpleri zora sokacak veya yayıncının ödemeleri durdurmasına imkân sağlayacak bir sözleşme değişikliği yapılmadığını açıkladı.[5]
Bu açıklama, kamuoyundaki iddiayı yalanlıyordu.
Ancak pandemi nedeniyle sözleşme bedelinin daha sonra yeniden görüşüldüğü de TFF tarafından kabul edildi.
Buradaki ayrım şudur:
TFF, yayıncının ödemeyi kendiliğinden durdurmasını sağlayacak gizli bir değişiklik yapıldığını reddetti.
Buna karşılık salgının ekonomik etkileri nedeniyle tarafların sonradan indirim konusunda görüşmesini ve anlaşmasını kabul etti.
Dolayısıyla “mücbir sebep maddesi gizlice kaldırıldı” iddiası ile “pandemi nedeniyle sözleşme bedeli yeniden müzakere edildi” bilgisi aynı şey değildir.
Birincisi TFF tarafından reddedildi.
İkincisi resmî açıklamalarla doğrulandı.
Ödemeler sezonun sonuna bağlandı
23 Temmuz 2020’de TFF ile Digiturk temsilcileri Riva’da yeniden bir araya geldi. TFF’nin açıklamasına göre yayıncı, 2019–2020 sezonuna ilişkin kalan ödemeleri sezonun bitimiyle birlikte tamamlamayı taahhüt etti ve bu konuda karşılıklı sözleşme imzalandı.[6]
Toplantıda yalnızca bitmekte olan sezon konuşulmadı. 2020–2021 ve 2021–2022 sezonlarının sözleşme ayrıntılarıyla olası süre uzatması da masaya yatırıldı.
Bu görüşme, tarafların ilişkisini bütünüyle koparmak istemediğini gösteriyordu.
TFF’nin önünde teorik olarak sözleşmeyi feshetme ve hukuki süreç başlatma seçeneği bulunabilirdi. Ancak futbol sezonunun devam ettiği, pandemi koşullarının belirsizliğini koruduğu ve başka bir yayıncının hemen devreye girmesinin mümkün olmadığı ortamda fesih büyük bir boşluk yaratabilirdi.
Yayıncı açısından da Süper Lig hakkını kaybetmek Digiturk’ün Türkiye’deki temel abonelik ürününü yitirmesi anlamına geliyordu.
Bu nedenle taraflar arasındaki açıklamalar sertleşse bile ekonomik gerçek onları yeniden masaya getiriyordu.
İlişkinin temel özelliği buydu:
Taraflar birbirlerinden şikâyet ediyor, fakat birbirlerinden ayrılamıyordu.
17 Kasım mutabakatı ve Aralık krizi
2020–2021 sezonu başladığında sözleşmenin yeni sezonda hangi bedel üzerinden uygulanacağı henüz kesinleşmemişti.
TFF ile Digiturk arasında yapılan görüşmeler sonunda 17 Kasım 2020’de Gençlik ve Spor Bakanlığında bir anlaşmaya varıldı. Toplantıya Gençlik ve Spor Bakanı, TFF Başkanı ve beIN Media Group yönetimi katıldı.[7]
Ancak Kasım anlaşması gerilimi hemen sona erdirmedi.
Aralık 2020’de kulüpler ve yayıncı karşılıklı açıklamalar yaptı. Yayıncı, oynanmış maçlara ilişkin lisans bedellerinin ödendiğini savundu. TFF ise 18 Aralık tarihli açıklamasında, ana sözleşme hükümlerine göre yapılması gereken ödemelerin tamamının yerine getirilmediğini ve yayıncının “bütün oynanmış maçların bedeli ödendi” yönündeki açıklamasının gerçeği yansıtmadığını bildirdi.[8]
Böylece TFF ile yayıncı arasında ödeme durumuna ilişkin açık bir kamuoyu anlaşmazlığı ortaya çıktı.
On bir gün sonra, 29 Aralık 2020’de taraflar 2020–2021 sezonuna ilişkin sözleşmenin imzalandığını açıkladı. Anlaşılan ilk taksit TFF’ye ödendi ve kulüplerin hak edişlerinin ertesi gün hesaplarına yatırılacağı duyuruldu.[9]
Bu kronoloji gerilimin niteliğini gösterir:
17 Kasım’da mutabakat sağlandı.
18 Aralık’ta taraflar ödemelerin tamamlanıp tamamlanmadığı konusunda birbirini yalanladı.
29 Aralık’ta yeni sezon sözleşmesi imzalandı ve ilk taksit ödendi.
Sistem düzenli bir sözleşme takviminden çok, son ödeme tarihleri yaklaşırken yürütülen kriz görüşmeleriyle ilerliyordu.
Kulüpler neden TFF’ye tepki gösterdi?
Kulüplerin eleştirisi yalnızca yayıncının daha az ödeme talep etmesine yönelik değildi.
Kulüpler Birliği, TFF ile yayıncı arasındaki sözleşmenin sürekli değiştirilmesi nedeniyle kulüplerin her sezon finansal zarara uğradığını savunuyordu. Kulüpler, kendi gelirlerini belirleyen anlaşmalarda daha fazla söz sahibi olmak ve yeni ihale sürecini doğrudan yönlendirmek istiyordu.[1]
TFF ise bu eleştiriye karşı birkaç savunma geliştirdi.
Federasyon, 2016 ihale şartnamesinin hazırlanmasında Kulüpler Birliği temsilcilerinin de yer aldığını hatırlattı.
İlk iki sezonun sözleşme koşullarına göre tahsil edildiğini belirtti.
Üçüncü sezondaki indirimin döviz ve enflasyon şartları nedeniyle, Kulüpler Birliğinin bilgisi ve görüşü dâhilinde yapıldığını savundu.
Pandemi dönemindeki görüşmelerde de dönemin Kulüpler Birliği yöneticilerinin sürece katıldığını açıkladı.
Böylece taraflar yalnızca paranın miktarı konusunda değil, kararların kimin bilgisi ve onayıyla alındığı konusunda da karşı karşıya geldi.
Kulüpler, gelirlerinin azaldığını ve sonuca katlanmak zorunda bırakıldıklarını söylüyordu.
TFF, kulüplerin temsilcilerinin görüşmelerden haberdar olduğunu ve kararların olağanüstü ekonomik koşullar nedeniyle alındığını savunuyordu.
Bu anlaşmazlığın kesin biçimde çözülebilmesi için toplantı tutanaklarının, ek sözleşmelerin ve kulüp temsilcilerinin verdiği yazılı onayların incelenmesi gerekir.
Kamuya açık açıklamalar, tarafların birbirine zıt değerlendirmelerini gösterir.
Karar süreçlerinin bütün ayrıntılarını göstermez.
Kulüplerin yayıncıya karşı protestosu
2020–2021 sezonunda bazı kulüpler yalnızca TFF’yi değil, yayıncı kuruluşu da hedef alan protestolar gerçekleştirdi.
TFF’nin daha sonra yaptığı açıklamaya göre yayıncı, 17 Kasım 2020’de sezon bedeli üzerinde anlaşılmasından sonra ticari işletmelerin yeniden kapanmasını ve kulüplerin yayıncı aleyhindeki protestolarını gerekçe göstererek yeni bir indirim talebinde bulundu.[1]
TFF bu ek indirim talebini kabul etmediğini açıkladı.
Bu olay yayıncı–kulüp ilişkisindeki başka bir gerilimi gösteriyordu.
Kulüpler, yayıncının kendilerine ödenecek geliri azaltmak istediğini düşünüyordu.
Yayıncı ise kulüplerin kendi ürününe zarar veren protestolar yaptığını, markasının değerini düşürdüğünü ve abonelik ilişkisini olumsuz etkilediğini savunabiliyordu.
Yayıncı kulüplerin maçını satıyordu.
Kulüpler yayıncının ödediği parayla faaliyetlerini sürdürüyordu.
Ancak iki taraf arasındaki güven zayıfladığında birbirlerinin ticari değerini azaltabilecek güce de sahipti.
Kulüp yayıncıya erişim ve görüntü sağlıyordu.
Yayıncı kulübün ülke çapındaki görünürlüğünü ve yayın gelirini sağlıyordu.
Protesto bu karşılıklı bağımlılığı ortadan kaldırmıyor, yalnızca ilişkinin ne kadar bozulduğunu gösteriyordu.
Son taksit ödenmeyince
2020–2021 sezonunun sonunda gerilim yeniden doğrudan ödeme sorununa dönüştü.
TFF’nin 14 Temmuz 2021’de yayımladığı açıklamaya göre yayıncı, sezonun son taksitini sözleşmede belirtilen süre içinde ödemedi. Daha sonra 150 milyon liralık kısmi ödeme yapıldı; TFF 142 milyon liralık kısmın hâlâ ödenmesini beklediğini ve gerekli yasal bildirimlerin yapıldığını açıkladı.[1]
Bu rakamlar TFF’nin o tarihteki alacak hesabını gösterir.
Daha sonra ödemenin hangi tarihte ve hangi koşullarla tamamlandığını ayrıca ödeme belgeleriyle izlemek gerekir.
Fakat Temmuz 2021 itibarıyla resmî durum açıktı:
Son taksit zamanında ödenmemişti.
Kısmi ödeme yapılmıştı.
TFF 142 milyon liralık bakiye bulunduğunu bildiriyordu.
Bu aşamada anlaşmazlık artık yalnızca sözleşme bedelinin gelecekte ne kadar olacağına ilişkin pazarlık değildi. Vadesi geldiği belirtilen bir taksidin zamanında ödenip ödenmediği tartışılıyordu.
TFF yasal bildirimde bulunduğunu açıklarken yayın ilişkisini de sürdürüyordu.
Bu ikili durum, federasyonun içinde bulunduğu güçlüğü gösterir.
Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak için hukuki baskı kurulması gerekiyordu.
Ancak yayınların kesilmemesi için ticari ilişki de korunmalıydı.
Korsan yayın gerçek bir sorun, rakamlar ise iddiaydı
Yayıncı kuruluşun sözleşme bedelinde indirim isterken kullandığı gerekçelerden biri yasa dışı yayınlardı.
İnternet üzerinden izinsiz canlı yayın yapan siteler, sosyal medya hesapları, kart paylaşımı ve kaçak IPTV sistemleri ücretli futbol yayıncılığının gelir modelini doğrudan etkileyebilirdi. Maçı yasa dışı kaynaktan izleyen kişi yasal abonelik satın almıyor; yayıncı ise yüksek hak bedelini daha küçük bir ödeme yapan müşteri tabanından karşılamaya çalışıyordu.
TFF Başkanı Nihat Özdemir Eylül 2020’de yaptığı açıklamada Türkiye’de futbol yayınlarının yaklaşık yüzde 35’inin yasal, yüzde 65’inin yasa dışı yollarla izlendiğini ileri sürdü. Yasa dışı yayınların azaltılması hâlinde yaklaşık 600 milyon lira ek vergi geliri doğabileceğini söyledi.[10]
Bu rakamlar bağımsız ve kamuya açık bir izleyici ölçümünün sonucu olarak yayımlanmış değildir.
Dönemin TFF Başkanı’nın açıklamasıdır.
Bu nedenle yüzde 65 oranı kitapta Türkiye’deki kesin korsan izleyici payı olarak kullanılmamalıdır. Ancak TFF ve yayıncının korsanlığı sözleşmenin ekonomik sürdürülebilirliğini etkileyen temel sorunlardan biri olarak gördüğünü açıkça göstermektedir.
Korsan yayın gerekçesinin varlığı ile yayıncının ileri sürdüğü kaybın tam büyüklüğünün doğrulanması ayrı meselelerdir.
Birincisi tartışmasızdır.
İkincisi güvenilir ölçüm ve abone verisi gerektirir.
Abone kaybı neden kesin hesaplanamıyor?
Yayıncı ile TFF arasındaki görüşmelerde abone kaybı ve yasa dışı izleme sık sık gündeme geldi. Ancak Digiturk’ün yalnızca Süper Lig nedeniyle abone olan müşterilerinin, iptal edenlerin, kampanyalı üyelerin ve ticari işletme abonelerinin sezonluk ayrıntılı dökümü kamuya düzenli biçimde açıklanmadı.
Bu nedenle basına yansıyan tekil abone sayılarından hareketle yayıncının ne kadar gelir kaybettiğini kesin biçimde hesaplamak mümkün değildir.
Ayrıca toplam Digiturk abonesi ile futbol paketi abonesi aynı değildir.
Bir müşteri film veya temel televizyon paketi kullanabilir fakat Süper Lig paketine sahip olmayabilir.
Aynı abonelik bir evde birden fazla kişi tarafından izlenebilir.
Bir kahvehane aboneliği yüzlerce kişiye maç gösterebilir.
Kampanyalı fiyatla sisteme giren müşteri ile liste fiyatı ödeyen müşteri yayıncıya aynı geliri sağlamaz.
Bu nedenle yayıncının “abone kaybı” gerekçesi ekonomik bakımdan anlaşılabilir olsa da kamuya açık verilerle eksiksiz biçimde denetlenebilir değildir.
Kitapta doğrulanamayan kesin abone kaybı rakamı kullanılmamalıdır.
Bunun yerine şu sonuca ulaşılabilir:
Yayıncının Türk lirası cinsinden abonelik geliri, dolar üzerinden tanımlanan hak maliyeti, yasa dışı izleme ve ticari işletmelerin kapanması nedeniyle baskı altına girdi. Bu baskının ne kadarının gerçek müşteri kaybından, ne kadarının fiyatlama ve kur farkından kaynaklandığını gösterecek ayrıntılı şirket verileri kamuya açıklanmadı.
Kulüpler yayın parasına ne kadar bağımlıydı?
Yayıncı ile yapılan her pazarlık, özellikle daha küçük kulüpler açısından doğrudan nakit akışı sorununa dönüşüyordu.
TFF Başkanı Nihat Özdemir Mayıs 2020’de yaptığı bir açıklamada Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un gelirlerinin yaklaşık yüzde 45’inin, diğer kulüplerin gelirlerinin ise yüzde 70–80’inin yayın gelirinden oluştuğunu söyledi.[11]
Bu oranlar kulüplerin bağımsız denetimli ve aynı yöntemle hazırlanmış mali tablolarından çıkarılmış ortak bir veri seti değildir.
Dönemin TFF Başkanı’nın genel değerlendirmesidir.
Ancak kulüpler arasındaki yapısal farkı doğru biçimde tarif eder.
Büyük kulüpler yayın gelirinin yanında daha yüksek sponsorluk, forma satışı, stadyum, Avrupa kupası ve ticari gelir üretebiliyordu.
Daha küçük kulüplerin seyirci, sponsorluk ve ürün satışından elde ettiği gelir sınırlıydı. Bu nedenle merkezî yayın havuzundan gelen para toplam bütçelerinin çok daha büyük bölümünü oluşturuyordu.
Yayıncı bir taksiti geciktirdiğinde büyük kulüp de zorlanıyordu.
Küçük kulüp ise maaş veya transfer taksiti ödeyemeyecek duruma gelebiliyordu.
Bu bağımlılık TFF’nin pazarlık gücünü artırıyor gibi görünse de ters bir etki de yaratıyordu. Federasyon, yayıncıya karşı çok sert davranıp sözleşmenin kopmasına yol açarsa en ağır zararı ekonomik olarak en zayıf kulüpler görecekti.
Yayıncı bu kırılganlığı biliyordu.
Kulüpler de yayıncının Süper Lig olmadan aynı abonelik yapısını sürdüremeyeceğini biliyordu.
Pazarlık, karşılıklı tehditten çok karşılıklı mecburiyet üzerinde yürüyordu.
Yayıncının futbol yönetimi üzerindeki fiilî gücü
beIN Sports’un TFF yönetim organlarında resmî karar yetkisi yoktu.
Fikstür, disiplin, hakemlik veya sportif talimatlar hukukî olarak yayıncı tarafından belirlenmiyordu.
Buna rağmen ligin ana gelir kaynağını sağlayan ve bütün canlı maçları yayımlayan kuruluşun futbol yönetimi üzerinde fiilî etkisi vardı.
Maçların haftanın hangi günlerine ve hangi saatlere dağıtılacağı yayın programından bağımsız düşünülemezdi.
Aynı saatte oynanan karşılaşma sayısı, ana kanalda gösterilecek maç, abonelik açısından en değerli derbilerin konumu ve sezonun zamanında tamamlanması yayıncının ticari çıkarını doğrudan etkiliyordu.
Pandemi sırasında TFF Başkanı da yayıncı kuruluşu futbolun önemli paydaşlarından biri olarak tanımlıyor ve karar alınırken yayıncının görüşünün dikkate alınması gerektiğini açıkça söylüyordu.[11]
Bu durum “yayıncı ligi yönetiyordu” şeklinde abartılı bir hüküm kurmak için yeterli değildir.
Ancak yayıncının sıradan bir tedarikçi olmadığını gösterir.
Bir spor malzemesi şirketinin ödeme sorunu, ligin oynanmasını doğrudan etkilemez.
Ana yayıncının ödeme veya yayın sorunu ise kulüplerin bütçesini, maç saatlerini, kamuoyunun erişimini ve ligin ticari değerini aynı anda etkileyebilir.
Bu nedenle yayıncı, hukuken federasyonun sözleşme yaptığı özel bir şirket olsa da ekonomik olarak futbol yönetiminin en güçlü aktörlerinden biriydi.
Aynı cümlenin üç farklı anlamı
2019–2021 arasındaki açıklama savaşlarında taraflar sık sık aynı kavramları farklı anlamlarda kullandı.
“Ödeme tamamlandı” ifadesi yayıncı açısından oynanmış maçlara karşılık hesaplanan tutarın ödendiği anlamına gelebiliyordu.
TFF açısından sözleşmede vadesi gelen bütün taksitlerin hesaba geçmesi gerekiyordu.
Kulüpler açısından ise paranın federasyona ödenmesi yeterli değildi; kesintilerden sonra kendi hesaplarına aktarılmış olması gerekiyordu.
“İndirim yapıldı” ifadesi yayıncı açısından olağanüstü şartlara uyarlama demekti. Kulüpler açısından kazanılmış gelirden vazgeçilmesiydi. TFF açısından sözleşmenin kopmasını engelleyen uzlaşmaydı. “Korsan yayın nedeniyle zarar” yayıncı açısından abonelik kaybıydı. Kulüpler açısından doğrulanması gereken ticari bir iddiaydı. TFF açısından ise yayın gelirinin geleceğini tehdit eden ve mevzuat değişikliği gerektiren bir sorundu.
Anlaşmazlığın neden yıllarca çözülemediği bu dil farkında da görülebilir. Taraflar yalnızca çıkarları konusunda değil, neyin ödeme, neyin zarar ve neyin sözleşmeye uyum sayılacağı konusunda da aynı tanımı kullanmıyordu.
İhale bedelinden tahsilat güvenliğine
2016’da Türk futbolunun temel hedefi yayın hakkını mümkün olan en yüksek fiyata satmaktı.
2021’e gelindiğinde tartışma değişmişti. Artık yalnızca en yüksek teklif yeterli görülmüyordu. Teklifin hangi para birimiyle verileceği, kur riskinin kimde kalacağı, ödeme takviminin nasıl güvence altına alınacağı, pandemi veya lig durması hâlinde ne olacağı, ana şirket ve banka teminatlarının bulunup bulunmayacağı, korsan yayınla kimin mücadele edeceği, ticari işletme gelirindeki düşüşün sözleşmeye nasıl yansıyacağı da belirleyici hâle gelmişti.
Teleon krizi, yüksek teklifin ödeme güvencesi olmadan yeterli olmadığını göstermişti.
2016–2021 dönemi ise güçlü ve yerleşik bir yayıncıyla imzalanmış sözleşmenin bile kur, pandemi ve değişen pazar koşulları karşısında sürekli yeniden müzakere edilebileceğini gösterdi.
Sorun yalnızca yayıncının iflas etmesi değildi.
Yayıncı faaliyetini sürdürüyor, maçları yayımlıyor ve ödeme yapıyordu.
Fakat ödemenin miktarı, tarihi ve ekonomik değeri sürekli tartışılıyordu.
Bu nedenle yeni ihale hazırlanırken Türk futbolunun önünde iki hedef vardı: Mümkün olduğunca yüksek gelir elde etmek, elde edilen gelirin sözleşme boyunca gerçekten tahsil edilebilmesini sağlamak.
Beş yıllık ilişkinin sonunda güven kaybı
2016 sözleşmesinin son sezonuna girildiğinde beIN Sports hâlâ ligin yayıncısıydı.
Maçlar yayımlanmış, kulüplere milyarlarca lira aktarılmış ve ücretli yayın sistemi devam etmişti.
Fakat taraflar arasındaki güven büyük ölçüde aşınmıştı.
Kulüpler sözleşmenin sürekli değiştirilmesinden şikâyet ediyordu.
Yayıncı kur, pandemi, ticari işletmelerin kapanması ve yasa dışı yayınlar nedeniyle eski bedelin sürdürülemeyeceğini savunuyordu.
TFF, hem kulüplerin gelirini korumaya hem de yayıncının sistemi terk etmesini engellemeye çalışıyordu.
Ödeme tarihleri kamuoyu tartışmasına dönüşmüş, taraflar zaman zaman birbirlerinin açıklamalarını resmen yalanlamış ve sözleşme maddeleri spor kamuoyunun en çok konuştuğu konulardan biri hâline gelmişti.
Bu ortamda 2022 ihalesi yalnızca yeni yayıncının kim olacağını belirleyecek bir fiyat yarışı değildi.
Beş yıldır devam eden gerilimin ardından Türk futbolunun yayın modelini yeniden kurma girişimiydi.
Fakat yeni ihale başladığında piyasa 2016’daki piyasa değildi.
Dolar kuru farklıydı.
Abonelik alışkanlıkları değişmişti.
Dijital platformlar güçlenmişti.
Korsan IPTV yaygınlaşmıştı.
Kulüplerin borçları büyümüştü.
Yayıncı ile TFF arasındaki güven zayıflamıştı.
İhale şartnamesinde yazacak her madde, bir önceki beş yılda yaşanan bu sorunların izini taşıyacaktı.
Kaynak notları
[1] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF’den Kulüpler Birliği Açıklaması”, 14 Temmuz 2021. İlk iki sezondaki tahsilatlar, 2019 ve pandemi indirimleri, 2020–2021 son taksiti, 150 milyon liralık kısmi ödeme ve 142 milyon liralık bakiye bu açıklamada TFF’nin anlatımıyla yer almaktadır.
[2] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF’den Açıklama”, 13 Haziran 2019. TFF, yayıncının 2018–2019 sezonu yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve gecikmiş ödeme bulunmadığını açıklamıştır.
[3] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF ile Digiturk ek sözleşme imzaladı”, 2 Ağustos 2019.
[4] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF’den Açıklama”, 12 Aralık 2019. Federasyon, 2 Ağustos 2019 ek sözleşmesinden sonra naklen yayın gelirlerinin yüzde 13’ü aşan oranda azaldığını belirtmiştir.
[5] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF’den Açıklama”, 13 Mayıs 2020. Mücbir sebep maddesinin kulüpleri zor durumda bırakacak şekilde değiştirildiği iddiası reddedilmiştir.
[6] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF’den Açıklama”, 23 Temmuz 2020. Yayıncının 2019–2020 sezonuna ilişkin kalan ödemeleri sezon sonunda tamamlamayı taahhüt ettiği açıklanmıştır.
[7] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF ile Digiturk arasında anlaşma imzalandı”, 17 Kasım 2020.
[8] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF’den Açıklama”, 18 Aralık 2020. TFF, yayıncının yapılması gereken ödemelerin tamamını yerine getirdiği yönündeki açıklamasını reddetmiştir.
[9] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF ile Digiturk arasında 2020–2021 sezonuna ilişkin sözleşme imzalandı”, 29 Aralık 2020. İlk taksitin ödendiği ve kulüp hak edişlerinin dağıtılacağı açıklanmıştır.
[10] TFF Başkanı Nihat Özdemir’in beIN Sports’a açıklamaları, 10 Eylül 2020. Yasal ve yasa dışı izleme oranları ile olası vergi kaybı, bağımsız ölçüm değil dönemin TFF Başkanı’nın açıklaması olarak kullanılmalıdır.
[11] TFF Başkanı Nihat Özdemir’in Mayıs 2020 tarihli açıklaması. Büyük kulüpler ile diğer kulüplerin yayın gelirine bağımlılık oranları, dönemin TFF Başkanı’nın yaklaşık değerlendirmesidir.
Bu sahne sende ne bıraktı?