Bölüm 10
2016 İhalesi ve Rekor Bedel
On dakikada sonuçlanan beş yıllık ihale
21 Kasım 2016 sabahı Türkiye Futbol Federasyonunun Riva’daki Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesislerinde yapılan yayın ihalesi, Türk futbolunun en büyük ekonomik anlaşmalarından biri olarak duyuruldu.
İhaleden yalnızca üç ay önce Digiturk’ün mülkiyeti beIN Media Group’a geçmişti. Yeni sahip, şirketi devralır almaz en önemli sınavıyla karşı karşıya kalmıştı. Digiturk’ün elindeki Süper Lig yayın hakkı 2016–2017 sezonunun sonunda bitecekti. Şirketin değerini koruyabilmesi, milyonlarca futbol abonesini platformda tutabilmesi ve Türkiye’deki faaliyetini sürdürebilmesi için yeni dönemin haklarını da alması gerekiyordu.
İhale 2017–2018 sezonundan başlayarak beş futbol sezonunu kapsıyordu.
Bu süre, Türkiye’de daha önceki birçok yayın sözleşmesinden uzundu. Beş yıllık sözleşme kulüplere daha uzun süreli gelir öngörüsü, yayıncıya ise futbol aboneliğini birkaç sezon boyunca planlama imkânı sağlıyordu.
Ancak uzun sözleşme aynı zamanda daha büyük risk demekti.
Beş yıl içinde döviz kuru değişebilir, ekonomi daralabilir, abone sayısı düşebilir, korsan yayın artabilir, futbolun izlenme değeri gerileyebilir veya olağanüstü bir olay maçların oynanmasını engelleyebilirdi.
İhale günü bu risklerin hiçbiri fiyatın önüne geçmedi. Kamuoyunun dikkat ettiği sayı 500 milyon dolardı.
Haklar neden dört pakete ayrıldı?
TFF, ihale öncesinde yayın haklarını A, B, C ve D olmak üzere dört ayrı paket halinde düzenledi.
A Paketi, Süper Lig maçlarının tamamının canlı yayınlanmasıyla ilgili ana paketti. Televizyon, internet ve farklı yayın platformlarındaki canlı yayınların yanında Süper Lig görüntülerinin yurt dışına pazarlanması da bu paketin ekonomik değerinin içindeydi. Paket için belirlenen yıllık muhammen bedel 425 milyon dolardı.
B Paketi, TFF 1. Lig’in yayın ve isim haklarını içeriyordu. Süper Lig’de haftanın dokuz karşılaşmasına ait geniş özetlerin yayımlanması da bu paket içinde değerlendiriliyordu. B Paketi’nin yıllık muhammen bedeli 45 milyon dolardı.
C Paketi, Süper Lig ve TFF 1. Lig görüntülerinin cep telefonu, internet ve benzeri mobil ortamlardaki kullanımını kapsıyordu. Haber amaçlı kısa görüntüler ile dijital ve mobil kullanım hakları bu paketin merkezindeydi. Muhammen bedel 15 milyon dolardı.
D Paketi ise A, B ve C paketlerinin tamamını birleştiriyordu. Süper Lig’in canlı yayınları, TFF 1. Lig, yurt dışı satış, radyo, özet, banttan yayın ve mobil kullanım hakları tek alıcıda toplanabilecekti. Bu bütünleşik paket için belirlenen yıllık muhammen bedel 495 milyon dolardı.
Paketlerin ayrı ayrı muhammen bedelleri toplandığında:
425 milyon dolar,
45 milyon dolar,
15 milyon dolar
olmak üzere 485 milyon dolara ulaşılıyordu.
D Paketi’nin muhammen bedeli ise 495 milyon dolardı.
Yani bütün hakları tek seferde alan kuruluşun ödeyeceği taban fiyat, ayrı paketlerin toplamından 10 milyon dolar daha yüksekti.
Bu yapı ilk bakışta farklı yayıncılara alan açıyor gibi görünüyordu. Bir televizyon platformu canlı yayınları, başka bir kuruluş özetleri, bir telekom şirketi de mobil hakları alabilirdi.
Fakat D Paketi’nin varlığı, paketlemenin bütün ekonomik sonucunu tersine çevirebiliyordu.
Bir kuruluş D Paketi’ni aldığında, A, B ve C paketlerinin tamamı onun kontrolüne geçiyordu. Böylece farklı yayıncılar arasında kurulabilecek pazar, tek bir teklif sonucunda yeniden birleştirilebiliyordu.
Haklar kâğıt üzerinde dört paketti.
D Paketi kazanıldığında ekonomik olarak tek pakete dönüşüyordu.
Şartnameyi beş kuruluş aldı, ihaleye yalnızca ikisi katıldı
İhale şartnamesini beş kuruluş aldı:
Digiturk,
Turkcell,
D-Smart,
Vodafone,
Türk Telekom.
Bu liste, ihale öncesinde güçlü bir rekabet yaşanabileceği izlenimi oluşturuyordu. Türkiye’nin büyük televizyon ve telekomünikasyon şirketleri aynı haklarla ilgilenmiş görünüyordu.
Fakat şartname satın almak, teklif vermek anlamına gelmiyordu.
21 Kasım’daki ihaleye yalnızca iki kuruluş teklif sundu:
Digiturk ve Turkcell Superonline.
Turkcell yalnızca mobil kullanım alanını içeren C Paketi’ne teklif verdi.
Digiturk ise bütün yayın haklarını kapsayan D Paketi için teklif sundu.
D-Smart, Vodafone ve Türk Telekom şartname almalarına rağmen fiyat teklifi vermedi. Türk Telekom daha sonra yaptığı açıklamada, paketlerin oluşturulma biçimiyle taban fiyatların kendi iş modeliyle uyumlu olmadığını belirtti.
Dolayısıyla 2016 ihalesinde, 2010’da Digiturk ile Türk Telekom arasında yaşanan uzun süreli bir fiyat artırma yarışı tekrarlanmadı.
Canlı Süper Lig yayınlarının ana ekonomik değerini içeren D Paketi için Digiturk’ün karşısında ikinci bir teklif sahibi bulunmuyordu.
İhale öncesinde teklifler kapalı zarfla Yayın İhale Komisyonuna ve notere teslim edilmişti. Ancak aynı paket için yarışan iki güçlü alıcı olmadığı için fiyatı turlar boyunca yükseltecek gerçek bir açık artırma oluşmadı.
Digiturk’ün verdiği teklif 500 milyon dolardı. D Paketi’nin taban fiyatı 495 milyon dolardı.
Teklif, muhammen bedelin yalnızca 5 milyon dolar üzerindeydi. Bu da yaklaşık yüzde 1’lik bir artış anlamına geliyordu. İhalenin çok kısa sürmesinin nedeni de buydu. Belgeler kontrol edildi, iki teklif açıklandı ve D Paketi için 500 milyon dolarlık teklif kabul edildi.
Rekor fiyat ortaya çıkmıştı. Fakat fiyatı rakiplerin birbirini artırması değil, TFF’nin belirlediği 495 milyon dolarlık yüksek taban bedel şekillendirmişti.
Turkcell C Paketi’ni aldı mı?
İhale günü yayımlanan bazı haberlerde Turkcell’in C Paketi’ni kazandığı yazıldı. Ancak Digiturk’ün D Paketi’ni alması, A, B ve C’deki hakların tamamının bütünleşik biçimde Digiturk’e geçmesi anlamına geliyordu.
TFF’nin nihai açıklaması da Digiturk’ün Süper Lig ve TFF 1. Lig’in yurt içi yayınlarının yanında yurt dışı satış, radyo, özet, bant ve mobil haklarının tek sahibi olduğunu belirtti.
Dolayısıyla Turkcell’in C Paketi için sunduğu teklif, D Paketi’nin kabul edilmesinden sonra bağımsız bir yayın hakkı sözleşmesine dönüşmedi.
Bu ayrıntı önemlidir.
Bir kuruluşun bir pakete teklif vermesi ile o paketi bağımsız olarak devralması aynı şey değildir. 2016 ihalesinin sonunda mobil haklar da Digiturk’ün aldığı bütünleşik D Paketi’nin içinde kaldı.
500 milyon mu, 590 milyon mu?
İhaleye ilişkin haberlerde iki farklı rakam kullanıldı: 500 milyon dolar, 590 milyon dolar. Bunlar iki farklı teklif değildi. Digiturk’ün yıllık net teklifi 500 milyon dolardı. Katma Değer Vergisi bunun üzerine ayrıca ekleniyordu.
2016’da uygulanan yüzde 18 KDV üzerinden: 500 milyon dolar hak bedeli, 90 milyon dolar KDV, 590 milyon dolar toplam yıllık ödeme yükü ortaya çıkıyordu.
Bu nedenle “ihale 590 milyon dolara sonuçlandı” ifadesi, ancak bunun KDV dâhil toplam ödeme olduğu söylenirse doğrudur.
TFF’nin ihale sonucuna ilişkin haberinde Digiturk’ün D Paketi için yıllık 590 milyon dolar teklif verdiği ifadesi yer aldı. Aynı açıklamada TFF Başkanı Yıldırım Demirören, kulüplerin yeni dönemde 500 milyon dolar artı KDV alacağını söyledi.
İki ifade arasındaki görünür çelişki, KDV’nin rakama eklenmesinden kaynaklanıyordu.
Doğru ayrım şudur:
Yıllık yayın hakkı bedeli: 500 milyon dolar.
Yıllık KDV dâhil ödeme yükü: 590 milyon dolar.
Beş sezon boyunca sözleşme bedelinin değişmediği varsayılırsa: Hak bedellerinin nominal toplamı 2,5 milyar dolar, KDV dâhil toplam ödeme yükü ise 2,95 milyar dolar oluyordu.TFF Başkanı’nın “yaklaşık 3 milyar dolar” ifadesi bu hesapla uyumluydu. Ancak 2,95 milyar doların tamamı kulüplere dağıtılacak para değildi. 450 milyon dolarlık bölümü KDV’ydi.
Ayrıca hak bedelinin içinden TFF’ye, alt liglere ve sistemde tanımlanan diğer alanlara pay ayrılıyordu.
TFF payı bedelin içinde, KDV bedelin dışındaydı
İhale şartnamesindeki en önemli muhasebe ayrımlarından biri şuydu: Açıklanan muhammen bedellere TFF payı dâhildi. KDV ise ayrıca ödenecekti.
Bu ifade, 500 milyon doların üzerine bir de TFF payı ekleneceği anlamına gelmiyordu. Federasyonun payı, açıklanan 500 milyon doların içinden ayrılıyordu.
2018–2019 sezonuna ilişkin dağıtım hesaplarında yayın bedelinin yüzde 4’ünün TFF’ye ayrıldığı belirtiliyordu. Bu oran 500 milyon dolarlık manşet bedel üzerinden düşünüldüğünde yaklaşık 20 milyon dolara karşılık geliyordu.
Bu durumda TFF payı çıktıktan sonra yaklaşık 480 milyon dolar kalıyordu.
Fakat bu rakam da doğrudan Süper Lig kulüplerine eşit olarak dağıtılmıyordu.
TFF 1. Lig ve diğer profesyonel ligler için ayrılan paylar, eşit katılım ödemeleri,
sportif performans primleri, geçmiş şampiyonluk payları, sezon sonu derece ödemeleri aynı sistemin içinde bulunuyordu.
Dolayısıyla aşağıdaki dört rakam birbirinden farklıydı: Yayıncının ödediği KDV dâhil toplam, KDV hariç sözleşme bedeli, TFF ve alt lig payları çıktıktan sonra Süper Lig havuzunda kalan para, tek bir kulübün aldığı sezonluk yayın geliri.
“Yayıncı 590 milyon dolar ödedi, kulüpler 590 milyon dolar aldı” demek yanlıştı.
“İhale 500 milyon dolardı, Süper Lig kulüpleri 500 milyon doları paylaştı” demek de aynı nedenle eksikti.
2010 ile 2016 neden doğrudan karşılaştırılamaz?
2016 ihalesi açıklanırken önceki döneme göre büyük bir artış sağlandığı vurgulandı.
Ancak 2010 ile 2016 rakamlarının aynı kapsamda olup olmadığı kontrol edilmeden yapılacak karşılaştırma yanıltıcı olabilir.
2010 ihalesinde üç ayrı paket bulunuyordu: Digiturk’ün aldığı A Paketi 321 milyon dolar, TRT’nin aldığı B Paketi 40 milyon 210 bin dolar, Türk Telekom’un aldığı C Paketi 13 milyon 500 bin dolar.
Üç paketin ilk yıl net teklif toplamı 374 milyon 710 bin dolardı. TFF ve organizasyon paylarıyla KDV eklendiğinde ilk yılın toplam ödeme yükü yaklaşık 495 milyon 217 bin dolara ulaşıyordu. 2016’da ise bütün hakları birleştiren D Paketi için 500 milyon dolar + KDV teklif edildi.
Bu iki rakam farklı biçimlerde karşılaştırılabilir: 2010’un üç paketlik net toplamı olan 374,71 milyon dolar ile 2016’nın 500 milyon dolarlık net bedeli karşılaştırılırsa artış yaklaşık yüzde 33,4’tür.
2010’un KDV ve diğer ilaveler dâhil yaklaşık 495,2 milyon dolarlık toplam ödeme yükü ile 2016’nın KDV dâhil 590 milyon dolarlık toplam yükü karşılaştırılırsa artış yaklaşık yüzde 19,1’dir.
TFF ise ihale sırasında mevcut dönemin yaklaşık 360 milyon dolar artı KDV düzeyindeki geliri ile yeni 500 milyon dolar artı KDV bedelini karşılaştırıyordu. Bu hesapta artış yaklaşık yüzde 38,9’a ulaşıyordu.
Kulüpler Birliği temsilcileri kulüplerin eline geçecek parada yüzde 47,5’e yakın artış olacağını açıkladı. Bu oran, brüt ihale bedellerinin karşılaştırılmasından değil, kulüplere dağıtılacak para ve dönemin kur yapısı üzerinden yapılan hesaplardan kaynaklanıyordu.
Bu yüzdelerden biri mutlaka yanlış olduğu için farklı değildi. Farklı başlangıç ve bitiş rakamları kullanıldığı için farklıydı. Bir karşılaştırmada net paket bedelleri, birinde vergi dâhil toplam yük, birinde mevcut sezonda gerçekleşen ödeme, birinde kulüplerin beklenen dağıtım geliri esas alınıyordu.
Rekor kelimesi bu nedenle açıklama gerektiriyordu.
2016 ihalesi Türkiye futbol tarihinin en yüksek açıklanmış sezonluk net yayın hakkı bedeliydi.
Fakat artışın oranı, hangi iki ekonomik büyüklüğün karşılaştırıldığına bağlıydı.
Sözleşme bütünüyle dolar üzerinden işlemiyordu
İhalenin yıllık bedeli 500 milyon dolar olarak açıklanmış olsa da ödeme düzeni, bütün tutarın her taksit tarihinde güncel dolar kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmesine dayanmıyordu.
Sözleşmenin yarısı sabit bir kurla Türk lirasına bağlanmıştı.
Diğer yarısı ise güncel döviz kuru üzerinden ödeniyordu.
Dönem hesaplarına göre ilk sözleşme kuru dolar başına 3,26 liraydı. Böylece yıllık 500 milyon dolarlık bedelin 250 milyon dolarlık bölümü 3,26 liralık sabit kur üzerinden, 250 milyon dolarlık bölümü ise ödeme tarihindeki güncel kur üzerinden Türk lirasına çevriliyordu.
Sabit kur bölümü sonraki sezonlarda enflasyona göre güncelleniyordu. 2018–2019 sezonunda bu bölüm için kullanılan kur 3,76 liraya yükselmişti.
Bu sistem yayıncı ile kulüpler arasında kur riskini paylaşmayı amaçlıyordu.
Bedelin tamamı güncel kurdan ödenmiş olsaydı liranın değer kaybetmesi yayıncının Türk lirası maliyetini bütünüyle artıracaktı.
Bedelin tamamı sabit kurdan ödenmiş olsaydı kur yükseldiğinde kulüplerin elde ettiği paranın dolar karşılığı hızla düşecekti.
Yarı sabit, yarı güncel kur formülü iki tarafı da kısmen koruyor, fakat hiçbir tarafın kur riskini ortadan kaldırmıyordu. Dolar yükseldiğinde yayıncı daha yüksek Türk lirası ödemek zorunda kalıyordu. Kulüpler ise bedelin sabit kurla çevrilen yarısında piyasa kurunun altında gelir elde ediyordu. Sözleşmenin 500 milyon dolarlık etiketi değişmiyordu. Fakat Türk lirası olarak ödenen paranın gerçek dolar karşılığı değişiyordu.
İlk sezon rekor, ikinci sezon 465 milyon dolar karşılığı
2017–2018 sezonunda sözleşmenin yıllık bedeli 500 milyon dolar olarak uygulandı.
Fakat 2018–2019 sezonunda Türk lirasının dolar karşısında sert biçimde değer kaybetmesi, sabit ve güncel kurdan oluşan karma ödeme sisteminin sonucunu görünür hâle getirdi.
Yayıncı bedelin yarısını enflasyonla 3,76 liraya güncellenmiş sabit kurdan, diğer yarısını güncel kurdan ödedi. Piyasa kuru 3,76 liranın belirgin biçimde üzerine çıktığı için sabit kurla ödenen bölümün dolar karşılığı azaldı.
Daha sonra yayımlanan sezonluk hesaplamalarda 2018–2019 yayın geliri yaklaşık 465 milyon dolar eş değeri olarak gösterildi.
Bu, sözleşmede “500 milyon dolar yerine 465 milyon dolar yazıldığı” anlamına gelmiyordu. Sözleşme etiketi 500 milyon dolardı.
Fakat Türk lirası ödemeler piyasa kuruna çevrildiğinde ortaya çıkan ekonomik değer yaklaşık 465 milyon dolara gerilemişti. Burada sözleşme değeri ile gerçekleşen ekonomik değerin ayrılması gerekir. Aksi hâlde aynı sezon için hem 500 milyon hem 465 milyon dolar denmesi çelişki gibi görünür. 500 milyon dolar nominal sözleşme bedeliydi. 465 milyon dolar ise karma kur mekanizması sonucunda ortaya çıkan yaklaşık gerçekleşen dolar değeriydi.
Rekor sözleşme ikinci yılda yeniden pazarlığa açılıyor
2018’deki kur şoku yalnızca matematiksel bir fark yaratmadı. Yayıncının Türk lirası cinsinden maliyetini, abonelerin ödeme gücünü ve futbol paketinin sürdürülebilirliğini de etkiledi.
beIN Sports, 2018–2019 sezonunun ortalarından itibaren gelecek sezon için TFF’den finansal değişiklikler talep etmeye başladı.
Taraflar aylar süren görüşmelerin ardından 2 Ağustos 2019’da ek sözleşme imzaladı.
TFF, daha sonra yaptığı resmî açıklamada bu ek sözleşmeden sonra naklen yayın gelirlerinin yüzde 13’ü aşan oranda azaldığını kabul etti.
Kamuoyuna yansıyan haberlerde yıllık ödemenin yaklaşık 410 milyon dolar seviyesine indirildiği ve döviz kuru için 5,80 liralık üst sınır getirildiği yazıldı. Ancak ek sözleşmenin tam metni ve bütün ödeme tablosu kamuya açıklanmadı.
Bu nedenle 410 milyon dolar ve 5,80 lira rakamları dönem basınına yansıyan sözleşme bilgileri olarak kaydedilmelidir.
TFF’nin resmen doğruladığı temel bilgi şudur: 2 Ağustos 2019’da ek sözleşme yapılmış ve naklen yayın gelirlerinde yüzde 13’ü aşan bir azalma meydana gelmiştir.
Daha sonra hazırlanan sezonluk ekonomik seriler, 2019–2020 sezonunun gerçekleşen yayın gelirini yaklaşık 388 milyon dolar eş değeri olarak göstermektedir. Burada da 410 milyon ile 388 milyon aynı kavram değildir. 410 milyon dolar, basına yansıyan yenilenmiş sözleşme düzeyiydi.
388 milyon dolar ise kur ve ödeme uygulamaları sonucunda sezonun daha sonra hesaplanan yaklaşık dolar karşılığıydı.
Pandemiyle birlikte sözleşme yeniden değişti
2019–2020 sezonunun ikinci yarısında ortaya çıkan Covid-19 salgını, futbol yayın sözleşmesinin öngörmediği bir durum yarattı.
Lig Mart 2020’de durduruldu. Karşılaşmalar aylarca oynanmadı. Daha sonra maçlar seyircisiz olarak yeniden başladı.
Yayıncı açısından satın alınan ürünün takvimi, süresi ve seyir ortamı değişmişti. Kulüpler açısından ise bilet, maç günü ve ticari gelirler düşerken yayın parasına duyulan ihtiyaç daha da artmıştı.
TFF’nin 2021’de yaptığı açıklamaya göre, 2019–2020 sezonunda pandeminin etkileri dikkate alınarak yayıncıyla sözleşme bedelinde indirim konusunda anlaşmaya varıldı.
2020–2021 sezonunda salgının devam etmesi üzerine yayıncı yeniden indirim talep etti. Görüşmeler sonucunda 17 Kasım 2020’de yeni bir ek sözleşme imzalandı.
Daha sonra yayımlanan karşılaştırmalarda sezonluk gelirler:
2019–2020 için yaklaşık 388 milyon dolar, 2020–2021 için yaklaşık 337 milyon dolar, 2021–2022 için yaklaşık 215 milyon dolar olarak gösterildi.
Bu rakamlar 2016’daki orijinal ihale bedelinin nasıl aşındığını açık biçimde gösteriyordu.
İlk yılın 500 milyon dolarlık değeriyle karşılaştırıldığında: 465 milyon dolar yaklaşık yüzde 7 düşüş, 388 milyon dolar yaklaşık yüzde 22,4 düşüş, 337 milyon dolar yaklaşık yüzde 32,6 düşüş, 215 milyon dolar ise yaklaşık yüzde 57 düşüş anlamına geliyordu.
Ancak bu seri okunurken yine dikkatli olmak gerekir.
Düşüşün tamamı yayıncının tek taraflı olarak ödeme yapmamasından kaynaklanmıyordu.
Karma kur sistemi, 2019’daki ek sözleşme, pandemi indirimi, maçların ertelenmesi, yeniden pazarlıklar ve ödeme tarihlerindeki döviz kurları birlikte etkili olmuştu.
Bu nedenle 2016 sözleşmesinin beş sezon boyunca her yıl 500 milyon dolar nakit olarak eksiksiz uygulandığını söylemek doğru değildir.
Aynı şekilde yayıncının ilk günden itibaren 500 milyon dolar ödeme niyeti taşımadığını ileri sürmek de belgesiz bir hüküm olur.
Doğru ifade şudur:
2016’da beş sezon için yıllık 500 milyon dolar + KDV üzerinden bir yayın hakkı sözleşmesi kuruldu. Fakat bu sözleşmenin ödeme değeri, kur mekanizması ve sonradan yapılan ek anlaşmalar nedeniyle ikinci sezondan itibaren değişmeye başladı. Pandemi döneminde yapılan yeni indirimlerle orijinal bedel ile gerçekleşen sezonluk gelir arasındaki fark daha da büyüdü.
Rekor bedel neden korunamadı?
2016’daki anlaşmanın beş sezon boyunca aynı ekonomik değerde kalamamasının birkaç temel nedeni vardı.
Birincisi, sözleşme dolar cinsinden ilan edilmiş olsa da ödemenin yarısı sabit ve enflasyonla güncellenen Türk lirası kuruna bağlanmıştı. Piyasa kuru sabit kurdan uzaklaştıkça gerçekleşen dolar değeri düşüyordu.
İkincisi, yayıncının geliri büyük ölçüde Türkiye’deki abonelerden Türk lirası olarak toplanıyordu. Hak maliyetinin önemli bir bölümü ise dolar üzerinden tanımlanmıştı. Liranın değer kaybetmesi, yayıncının gelir ve gider para birimleri arasındaki farkı büyüttü.
Üçüncüsü, ihale D Paketi sayesinde bütün ana hakları tek şirkette toplamıştı. Yayıncının mali güçlük yaşaması hâlinde onun yerini hemen alacak başka bir canlı yayın hakkı sahibi bulunmuyordu. Bu durum sözleşmeyi feshetmek yerine yeniden pazarlık yapmayı daha uygulanabilir hâle getiriyordu.
Dördüncüsü, kulüpler yayın gelirini gelecekte kesin olarak elde edecekleri para gibi bütçelerine yazmıştı. Bedelin düşmesi kulüplerin yalnızca kârını azaltmıyor; daha önce üstlendikleri futbolcu ücretleri, transfer taksitleri ve borç ödemeleri için kaynak açığı yaratıyordu.
Beşincisi, pandemi sözleşmenin dışında kalan olağanüstü bir durumdu. Maçların oynanmaması veya farklı tarihlerde seyircisiz oynanması, satın alınan yayın ürününün niteliğini değiştirdi.
Böylece 2016 ihalesi iki ayrı tarih bıraktı.
İhale günü açısından bakıldığında Türk futbolunun rekoruydu.
Sözleşmenin uygulanması açısından bakıldığında ise kur, indirim ve ödeme tartışmalarıyla sürekli yeniden yazılan bir anlaşmaydı.
Açıklanan bedel ile gerçekleşen gelir
2016 ihalesinin ekonomik özeti tek bir sayı yerine birkaç ayrı satırla verilmelidir:
İlan edilen yıllık hak bedeli: 500 milyon dolar.
Yıllık KDV dâhil toplam ödeme yükü: 590 milyon dolar.
Beş yıllık nominal hak bedeli: 2,5 milyar dolar.
Beş yıllık KDV dâhil nominal toplam: 2,95 milyar dolar.
2017–2018 için kullanılan yaklaşık değer: 500 milyon dolar.
2018–2019 gerçekleşen yaklaşık dolar karşılığı: 465 milyon dolar.
2019–2020 gerçekleşen yaklaşık dolar karşılığı: 388 milyon dolar.
2020–2021 gerçekleşen yaklaşık dolar karşılığı: 337 milyon dolar.
2021–2022 gerçekleşen yaklaşık dolar karşılığı: 215 milyon dolar.
Son dört rakamın toplamı ve ilk sezon eklendiğinde beş sezon için yaklaşık 1 milyar 905 milyon dolarlık bir ekonomik değer ortaya çıkar.
Bu, 2016’da ilan edilen 2,5 milyar dolarlık beş yıllık nominal hak bedelinden yaklaşık 595 milyon dolar daha düşüktür.
Bu hesap, yayıncının TFF’ye yaptığı bütün taksitlerin denetlenmiş kesin muhasebe toplamı değildir. Farklı sezonlar için daha sonra yayımlanan dolar eş değeri tahminlerinin toplanmasıdır. Bu nedenle kitabın mali ekinde “kesin fiilî ödeme” değil, “yayımlanmış yaklaşık gerçekleşen dolar değeri” olarak gösterilmelidir.
Yine de sözleşmenin ekonomik yönünü anlamak için güçlü bir sonuç verir:
İhalenin manşet değeri beş yıl için 2,5 milyar dolardı.
Sezonlar ilerledikçe kur ve ek anlaşmalar nedeniyle bu değerin önemli bir bölümü korunamadı.
Fiyat yükseldi, bağımlılık da yükseldi
2016 ihalesi kulüplere önceki döneme göre daha yüksek gelir sağladı. Ancak kulüplerin yayın parasına bağımlılığını da artırdı.
Yeni bedel açıklandığında kulüp yöneticileri gelirlerinin yüzde 40–50’ye yakın artacağını hesapladı. Daha büyük transfer bütçeleri, daha yüksek futbolcu ücretleri ve borç yapılandırmaları bu gelir beklentisine göre oluşturuldu.
Fakat gelirin birkaç sezon sonra azalması, giderlerin aynı hızla düşeceği anlamına gelmiyordu.
Bir futbolcuyla dört yıllık döviz sözleşmesi yapan kulüp, yayın bedeli gerilediğinde futbolcu ücretini kendiliğinden azaltamazdı.
Transfer taksitleri devam ediyordu.
Banka faizleri işlemeye devam ediyordu.
Vergi ve personel borçları ortadan kalkmıyordu.
Bu nedenle 2016 ihalesi yalnızca Türk futbolunun ne kadar para kazanabileceğini göstermedi. Kulüplerin gelecekte alacakları yayın parasını bugünden harcamalarının ne kadar riskli olduğunu da gösterdi.
Rekor gelir, mali disiplin kurulmazsa rekor harcamaya dönüşebilirdi.
TFF ve Kulüpler Birliği yöneticileri ihale günü yaptıkları konuşmalarda bu tehlikeyi açıkça dile getirmişti. Paranın altyapıya, mali disipline ve kulüplerin borçlarının azaltılmasına yönelmesi gerektiği söylenmişti.
Fakat birkaç yıl içinde tartışmanın yönü değişti.
Kulüpler, kendilerine vaat edilen gelirin azaldığını söylüyordu.
Yayıncı, kur artışının ve korsan yayınların sistemi sürdürülemez hâle getirdiğini savunuyordu.
TFF ise hem sözleşmenin uygulanmasından hem de ligin kesintisiz yayımlanmasından sorumluydu.
İhale günü ortak başarı olarak sunulan 500 milyon dolarlık anlaşma, kısa süre içinde üç tarafın birbirini suçladığı bir mücadeleye dönüşecekti.
Kaynak notları
[1] Türkiye Futbol Federasyonu, “Yayın İhalesi için şartname alma süresi başladı”, 14 Kasım 2016.
[2] Türkiye Futbol Federasyonu, “TFF Süper Lig ve TFF 1. Lig Medya Hakları İhalesi yapıldı”, 21 Kasım 2016.
[3] Anadolu Ajansı, “Süper Lig yayın ihalesini kazanan belli oldu”, 21 Kasım 2016.
[4] İhale paketlerinin içerikleri için 20–21 Kasım 2016 tarihli dönem yayınları. TFF’nin ilk kamu duyurusunda paketlerin fiyatları açıklanmış, ayrıntılı içerikler ise şartname ve dönem haberlerinden aktarılmıştır.
[5] Türk Telekom’un 21 Kasım 2016 tarihli açıklaması. Şirket, paket yapısı ve taban fiyatların kendi iş modeliyle uyumlu olmaması nedeniyle teklif vermediğini bildirmiştir.
[6] Anadolu Ajansı, “Galatasaray yayın gelirinde de şampiyon”, 28 Mayıs 2019. Haberde 2018–2019 ödeme sisteminin yarısının 3,76 liralık kurdan, yarısının güncel kurdan hesaplandığı ve TFF payının yüzde 4 olduğu belirtilmiştir.
[7] Türkiye Futbol Federasyonu, 12 Aralık 2019 tarihli açıklama. TFF, 2 Ağustos 2019’da yapılan ek sözleşme sonrasında naklen yayın gelirlerinin yüzde 13’ü aşan oranda azaldığını bildirmiştir.
[8] Türkiye Futbol Federasyonu, 14 Temmuz 2021 tarihli Kulüpler Birliği açıklamasına cevap. Pandemi döneminde 2019–2020 ve 2020–2021 sezonları için yapılan indirim ve ek sözleşme süreçleri anlatılmıştır.
[9] Anadolu Ajansı, 2024 tarihli Süper Lig yayın gelirleri karşılaştırması. 2017–2018’den 2021–2022’ye kadar sezonluk dolar eş değerleri sırasıyla 500, 465, 388, 337 ve 215 milyon dolar olarak verilmiştir.
Bu sahne sende ne bıraktı?