Bölüm 13
SEKİZİNCİ KISIM — TARAFTARIN ÖDEDİĞİ PARA
Dekoderden Uygulamaya Abonelik Tarihi
Yayın hakkının arkasındaki küçük ödemeler
Futbol yayıncılığının ekonomik tarihi genellikle büyük rakamlarla anlatılır.
Federasyonun açtığı ihale, yayıncının verdiği teklif, kulüplere dağıtılan para, dolar kuru, sözleşme süresi ve toplam yayın geliri öne çıkar.
Oysa bu sistemin diğer ucunda çok daha küçük fakat milyonlarca kez tekrarlanan ödemeler bulunur.
Yayıncı, federasyona ödediği yüz milyonlarca doları veya milyarlarca lirayı yalnızca reklamlardan karşılayamaz. Televizyon platformuna üye olan evlerden, kahvehanelerden, restoranlardan, otellerden ve daha sonra internet uygulamalarına abone olan kullanıcılardan gelir elde etmek zorundadır.
Bu nedenle futbol yayıncılığının ekonomik tarihi aynı zamanda aboneliğin tarihidir.
Türkiye’de seyircinin yayıncıyla ilişkisi otuz yılı aşkın sürede birkaç kez biçim değiştirdi.
Önce televizyona takılan ayrı bir şifre çözücü vardı.
Sonra çanak anten, uydu alıcısı ve dijital kart geldi.
Ardından futbol, geniş televizyon paketinin içine eklenen ayrı bir spor üyeliğine dönüştü.
HD kutu, kayıt cihazı ve ikinci televizyon için yeni hizmetler ortaya çıktı.
İnternet yayınıyla fiziksel cihazın zorunluluğu azaldı.
Sonunda kullanıcı, dekoder numarasıyla değil e-posta adresi, cep telefonu, parola ve kayıtlı cihazlarla tanımlanmaya başladı.
Maç aynı maçtı.
Fakat maça ulaşmak için satın alınan şey sürekli değişiyordu.
Cine5: Abonelik eve gelen bir cihazdı
Türkiye’de televizyon izleyicisinin ücretli yayınla ilk geniş ölçekli karşılaşması Cine5’le başladı.
1993’te yayına giren Cine5, sinema filmleri ve spor karşılaşmaları sunan şifreli bir kanal olarak tasarlanmıştı. İzleyici, kanalın sinyalini normal televizyon anteniyle alabiliyor fakat görüntüyü anlaşılır hâle getiremiyordu. Yayını çözebilmek için televizyona özel bir şifre çözücü bağlanması gerekiyordu.
9 Kasım 1993 tarihli Cumhuriyet haberine göre Cine5’i izlemek isteyen seyirci bir yıllık sözleşme imzalıyor, şifre çözücü için başlangıç ödemesi yapıyor ve bunun yanında aylık abonelik ücreti ödüyordu. Haberde sistemin aynı ayın sonunda tam şifreli yayına geçeceği belirtiliyordu.
Bu modelde aboneliğin merkezinde kanal değil, fiziksel cihaz bulunuyordu.
Üyelik yapılınca eve bir kutu geliyor veya televizyona bir çözümleme cihazı takılıyordu. Abonelik devam ettiği sürece cihaz yayın sinyalini açıyordu. Ödeme kesildiğinde televizyon çalışmaya devam ediyor fakat Cine5’in görüntüsü yeniden bozuluyordu.
Seyirci böylece ilk kez aynı televizyon ekranında iki ayrı yayın dünyasıyla karşılaştı.
Bir tarafta anteni olan herkesin izleyebildiği kanallar vardı.
Diğer tarafta sinyali eve ulaşmasına rağmen yalnızca ödeme yapanın görebildiği kanal bulunuyordu.
Şifreli yayının satış mantığı da bu görünür ayrım üzerine kurulmuştu. Kanal bazen programın veya maçın başlangıcını açık gösteriyor, ardından görüntü şifreleniyordu. Abone olmayan seyirci içeriğin başladığını görüyor fakat devamını izleyemiyordu.
Bu yöntem sıradan bir reklama göre daha güçlüydü.
Satılmak istenen şey anlatılmıyor, ekranın üzerinde doğrudan gösteriliyordu. Maç oradaydı. Ses geliyordu. Görüntü ise ödeme yapılmadığı için kayboluyordu.
Bir kanal üyeliğinden futbol üyeliğine
Cine5 başlangıçta yalnızca futbol kanalı değildi. Sinema filmleri, özel programlar ve spor karşılaşmaları aynı abonelik ürününün içindeydi.
Fakat futbol yayın haklarının alınması kanalın üyelik değerini değiştirdi.
Yeni bir filmi daha sonra başka bir kanalda, videokasette veya sinemada görmek mümkündü. Canlı futbol maçının ise zamanı değiştirilemiyordu. Karşılaşma oynandığı anda izlenmediğinde asıl ticari değeri büyük ölçüde kayboluyordu.
Bu özellik futbolu abonelik sisteminin en güçlü ürünü hâline getirdi.
Seyircinin “Bu kanalda hangi programlar var?” sorusu giderek “Takımımın maçı bu kanalda mı?” sorusuna dönüştü.
Yayıncının sattığı şey de yalnız program çeşitliliği değildi.
Belirli bir takımın sezon boyunca oynayacağı maçlara erişimdi.
Bu dönüşüm, daha sonra Lig TV ve beIN Sports dönemlerinde kurulacak futbol paketinin temelini oluşturdu.
Abonelik artık yalnızca televizyon içeriğine para vermek değildi.
Taraftarlığın devamlılığına para vermekti.
Analog şifrenin sınırı
Cine5’in kullandığı analog şifreleme sistemi, ücretli televizyonun Türkiye’de yerleşmesini sağlarken korsan çözümleme sorununu da beraberinde getirdi.
Analog görüntünün bozulma biçimi farklı elektronik devreler, bilgisayar kartları ve izinsiz üretilen cihazlarla aşılabiliyordu. Şifreyi çözmeye ilişkin gerçek yöntemlerin yanında aynaya sprey sıkmak, televizyona farklı açıdan bakmak veya ekranın önüne çeşitli malzemeler koymak gibi şehir efsaneleri de yayıldı.
Bu söylentilerin önemli yanı gerçekten işe yarayıp yaramamaları değildi.
Toplumun ücretli televizyonla kurduğu ilk ilişkinin bir bölümünün “ödeme yapmadan şifreyi açma” arayışı üzerinden gelişmesiydi.
Yayıncı abonelik satmaya çalışırken, seyircinin bir bölümü sinyali ücretsiz çözmenin yolunu arıyordu.
Daha sonra dijital kart paylaşımı, internet üzerinden kaçak yayın ve IPTV biçiminde devam edecek mücadele, analog dekoder döneminde başlamıştı.
Futbol yayını ilk kez satılabilir ürüne dönüşürken aynı anda korsan biçimde çoğaltılabilir ürüne de dönüşüyordu.
Digiturk: Bir kanala değil, platforma üye olmak
Digiturk’ün 2000 yılının mart ayında abonelerine hizmet vermeye başlaması, üyelik modelini tek şifreli kanaldan çok kanallı dijital platforma taşıdı. Platform, televizyon ve radyo kanallarını uydu üzerinden dijital görüntü ve sesle bir araya getiriyordu.
Cine5 döneminde seyirci belirli bir kanalı açan çözücüye sahipti.
Digiturk döneminde ise seyircinin evine bütün bir televizyon sistemi kuruluyordu.
Bu sistemin temel parçaları şunlardı: Çanak anten, LNB, uydu kablosu, dijital uydu alıcısı, kumanda, dijital üyelik kartı, abonelik sözleşmesi.
Televizyona ulaşan uydu sinyalinin içinde çok sayıda kanal bulunuyordu. Hangi kanalın açılacağı, abonenin paketine ve dijital karta tanımlanan yetkilere göre belirleniyordu. Kart doğru kutuya takılmadığında, abonelik ilgili kanalı kapsamadığında veya yetki güncellenmediğinde görüntü açılmıyordu. Digiturk’ün destek sistemi yıllar sonra bile üyelik kartı ile kutu arasındaki bu ilişkiyi ayrı hata kodlarıyla açıklamayı sürdürdü.
Bu model aboneliğin kapsamını değiştirdi.
Seyirci artık yalnız Lig TV’ye üye olmuyordu.
Önce Digiturk platformuna giriyor, ardından sahip olduğu pakete göre belirli kanalları izleyebiliyordu.
Futbol, platform üyeliğinin üzerine eklenen en değerli katmanlardan biri hâline geldi.
Temel paket ve futbol paketi
Dijital platform sisteminde bütün aboneler aynı içeriği almıyordu.
Ulusal kanallar, haber, çocuk, belgesel, müzik, sinema, dizi ve spor kanalları farklı paketlerde toplanabiliyordu. Abone temel bir hizmete girdikten sonra ilgi alanına göre ek paket satın alabiliyordu.
Lig TV bu yapının içinde ayrı bir futbol ürünüydü.
Futbol izleyicisi yalnızca bir kanalın sinyalini açtırmıyordu. Platformla kurulan üyelik ilişkisi içinde Süper Lig’i kapsayan paketi satın alıyordu.
Bu ayrım seyircinin gerçek maliyetini karmaşıklaştırdı.
Bir kampanyada kurulum ücretsiz olabilirdi.
Başka bir kampanyada cihaz için depozito alınabilirdi.
Temel paket ile futbol paketi tek fiyat altında sunulabilir veya ayrı kalemlere bölünebilirdi.
Yeni üyeye indirim uygulanırken mevcut üye farklı bedel ödeyebilirdi.
Peşin ödemeyle sezonluk üyelik ve aylık faturalandırma aynı anda bulunabilirdi.
Taahhüt veren müşteri daha düşük aylık fiyat görürken, üyeliğini erken bitirdiğinde yararlandığı indirimler ve cihaz maliyetleri geri istenebilirdi.
Bu nedenle Digiturk dönemindeki bir ilan fiyatını doğrudan “maç izlemenin aylık bedeli” saymak her zaman doğru değildir.
İlanın hangi hizmetleri kapsadığına bakmak gerekir: Kurulum dâhil mi? Çanak anten dâhil mi? Cihaz kiralık mı? Temel paket zorunlu mu? Lig TV kaç ay açık? Sezon bitince ücret değişiyor mu? Kampanya yalnızca yeni müşteriye mi uygulanıyor? Vergiler fiyata dâhil mi?
Aboneliğin görünen fiyatı ile sözleşme boyunca ortaya çıkan toplam yük aynı olmayabilir.
Bunların gelir ve ücretlerle karşılaştırılması bir sonraki bölümde yapılacaktır.
Dekoder satın alınan eşya değil, erişim kapısıydı
Dijital kutu televizyonun yanında duran fiziksel bir eşyaydı. Ancak çoğu abonelik modelinde kutunun evde bulunması, cihazın koşulsuz biçimde aboneye ait olduğu anlamına gelmiyordu.
Cihaz yayıncının mülkiyetinde kalabilir, üyelik süresince tahsis edilebilir, depozito karşılığında kullanılabilir veya kampanyaya bağlı özel koşullarla verilebilirdi.
Bu durum üyelik sona erdiğinde önem kazanıyordu.
Abone yalnızca faturayı kapatmıyor, kendisine verilen ekipmanı da iade etmek zorunda kalabiliyordu. Uydu alıcısı, dijital kart, kumanda, adaptör ve bazen başka bağlantı parçaları abonelik ilişkisinin parçasıydı.
İade edilmeyen veya hasarlı teslim edilen cihaz için ayrıca bedel çıkarılabiliyordu.
Böylece futbol aboneliği görünürde içerik satın alma işlemi olmasına rağmen fiziksel ekipman sözleşmesini de içeriyordu.
Seyirci maçı satın almıyordu.
Belirli koşullarla, belirli cihaz üzerinden maça erişme hakkı alıyordu.
Dijital kartın kurduğu kişisel yayın
Dijital kart, aboneliğin teknik kimliği hâline geldi.
Kartın üzerinde hangi paketlerin açık olduğu, üyeliğin devam edip etmediği ve bazı durumlarda hangi kutuyla kullanılabileceği tanımlanıyordu.
Bu sistem iki önemli sonuç doğurdu.
Birincisi, yayıncı bütün abonelere aynı uydu sinyalini gönderebiliyor fakat her evde farklı kanal grubunu açabiliyordu.
İkincisi, abonelik artık televizyon cihazına değil, yayıncı tarafından tanınan bir müşteri ve ekipman eşleşmesine bağlanıyordu.
Bir ev temel paket alabilirken yanındaki ev futbol ve sinema paketine sahip olabiliyordu.
Aynı apartman çatısındaki çanaklardan veya ortak sistemden aynı sinyal geliyor, ancak kartların yetkileri farklı olduğu için ekranda görülen içerik değişiyordu.
Bu yapı bugünkü internet hesaplarının öncülüydü.
Dijital kart döneminde yayıncı “Bu kutu ve bu kart hangi kanalları açabilir?” sorusunu cevaplıyordu.
Uygulama döneminde aynı soru “Bu kullanıcı hesabı hangi cihazlarda hangi içeriği açabilir?” biçimine dönüşecekti.
Ev aboneliği ile kahvehane aboneliği aynı değildi
Futbol yayıncılığında bir evde izlenen maç ile yüzlerce müşteriye gösterilen maç aynı ticari kullanım değildir.
Ev aboneliğinde yayın aile veya hane içindeki bireysel izleme için alınır.
Kahvehane, kafe, restoran, otel, dernek lokali veya başka bir işletme ise maçı müşterilerine göstererek doğrudan veya dolaylı ticari değer elde eder.
İşletme maç izletmek için ayrıca giriş ücreti almasa bile futbol yayını müşteri çekebilir, yiyecek ve içecek satışını artırabilir ve müşterinin mekânda daha uzun süre kalmasını sağlayabilir.
Bu nedenle ticari abonelikler ev paketlerinden ayrı fiyatlandırıldı. Aynı maç, aynı kanal, aynı yayıncı ve aynı doksan dakika söz konusu olsa da kullanımın ekonomik ölçeği farklıydı.
Bir ev üyeliğinin işletmede kullanılması yalnızca daha ucuz paketten yararlanma meselesi değildi. Yayının sözleşmede izin verilen kullanım alanının dışına çıkması anlamına gelebiliyordu.
Futbol aboneliğinin ticari ve bireysel olarak ayrılması, yayıncının gelir modelinde kalıcı bir unsur oldu. Uydu alıcısının yerini uygulama alsa bile kamusal gösterim hakkı ile kişisel izleme hakkı arasındaki ayrım ortadan kalkmadı.
Pandemi sırasında kahvehane ve restoranların kapanmasının yayıncı açısından özel bir sorun hâline gelmesinin nedeni de buydu. Ticari üyelikler sayıca ev aboneliklerinden az olsa bile tek üyelik başına daha yüksek gelir üretebiliyordu.
Tek televizyon yetmemeye başladı
İlk şifreli yayın döneminde abonelik televizyona bağlı tek cihazla özdeşleşiyordu.
Ancak evlerdeki ekran sayısı arttıkça yeni talepler ortaya çıktı. Salondaki televizyonda maç izlenirken başka odada film seyredilmek isteniyordu. Aynı üyeliğin ikinci televizyonda çalışması bekleniyordu. Yayın kaydedilmek, durdurulmak veya geriye alınmak isteniyordu.
Bu talepler ek kutu, ikinci oda hizmeti ve kayıt özellikli alıcıları abonelik sistemine ekledi.
Her yeni kutu yalnız teknik kolaylık değildi. Yeni kurulum, ek cihaz, ayrı kart, ilave aylık ücret ve farklı kullanım koşulları anlamına gelebiliyordu.
Abonelik artık yalnız “Süper Lig açık mı?” sorusundan oluşmuyordu. Kaç televizyonda açık? HD mi? Kayıt yapılabiliyor mu? Maç durdurulabiliyor mu? Başka odada aynı anda farklı kanal izlenebiliyor mu soruları da paketin değerini belirliyordu.
HD futbol yeni kutu gerektirdi
Digiturk, 2007–2008 sezonundan itibaren üç büyük İstanbul kulübünün kendi sahalarında oynadığı lig ve kupa maçlarını HD yayınlamaya başladı. Bu yayınları izleyebilmek için HD uyumlu televizyonun yanında özel HD uydu alıcısı gerekiyordu.
Böylece aynı futbol içeriğinin farklı teknik kaliteleri oluştu.
Standart çözünürlüklü Lig TV aboneliği bulunan seyirci maçı izleyebiliyordu.
Ancak daha yüksek çözünürlük isteyen seyircinin uygun televizyona ve yeni nesil kutuya ihtiyacı vardı.
Daha sonra kayıt yapabilen Digiturk Plus türü cihazlarla canlı yayını durdurmak, geri almak ve program kaydetmek mümkün hâle geldi. Güncel Digiturk sistemi de Plus cihazlarını yayın kaydı ve HD izleme özellikleriyle tanımlamaktadır.
Bu aşamada teknoloji, aboneliğin yeni gelir katmanına dönüştü.
Yayın hakkı aynıydı.
Maç aynıydı.
Fakat görüntü kalitesi ve kullanım kolaylığı farklı bir hizmet olarak paketlenebiliyordu.
3D yayın denemeleri de aynı yaklaşımın uzantısıydı. Digiturk, 2012–2013 sezonunda belirli Süper Lig maçlarını üç boyutlu yayımladı; hizmetten yararlanmak için 3D uyumlu televizyon gerekiyordu.
3D futbol kalıcı bir abonelik standardına dönüşmedi.
Ancak yayıncıların yalnız içeriği değil, içeriğin izlenme biçimini de satmaya çalıştığı dönemi gösterdi.
Tek maç satışı neden ana model olmadı?
Ücretli yayın denildiğinde karşılaşma başına ödeme modeli akla gelebilir.
Seyirci yalnız izlemek istediği maçı satın alır, sezonun geri kalanı için ödeme yapmaz.
Digiturk’ün film ve özel içerik tarafında kiralama ve izleme başına ödeme uygulamaları bulundu. Box Office sistemiyle içerik belirli süre için kiralanabiliyor, izleme başladıktan sonra zaman sınırlaması uygulanabiliyordu.
Teknoloji tek bir içeriği ayrı olarak ücretlendirmeye uygundu.
Ancak Süper Lig’in ana abonelik modeli uzun süre tek maç satın almaya değil, paket ve sezon üyeliğine dayandı.
Bunun yayıncı açısından açık bir nedeni vardı.
Tek maç modeli, geliri karşılaşmanın çekiciliğine bağımlı kılar.
Derbi çok satabilir.
Orta sıralardaki iki takımın maçı daha az ilgi görebilir.
Takımı kötü giden taraftar sezonun son bölümünde maç satın almayı bırakabilir.
Paket üyeliğinde ise yayıncı sezon boyunca daha düzenli gelir elde eder. Abone yalnız izlediği karşılaşmalar için değil, erişim hakkının devam etmesi için ödeme yapar.
Kulüplerin ve federasyonun yüksek yayın bedeli beklentisi de yayıncının düzenli ve öngörülebilir abonelik geliri üretmesini gerektiriyordu.
Bu nedenle Süper Lig için kalıcı ana ürün tek maç değil, aylık, sezonluk veya taahhütlü futbol paketi oldu.
Abonelik takıma mı, ligin tamamına mıydı?
Futbol taraftarı çoğu zaman kendi takımının karşılaşmalarıyla ilgilenir.
Yayıncı ise bütün ligin haklarını satın alır.
Bu iki gerçek arasında farklı paketleme denemeleri ortaya çıktı.
Bazı kampanyalar belirli takımın maçlarını veya “taraftar paketi” türü sınırlı erişimi öne çıkarabildi. Bazıları bütün Süper Lig karşılaşmalarını ve başka spor kanallarını aynı ürün içinde topladı.
Takım odaklı üyelik seyirciye daha dar ve görünürde daha ekonomik seçenek sunabilirdi.
Ancak hakların ve maç seçimlerinin nasıl tanımlandığı önem taşıyordu.
Yalnız takımın lig maçları mı? Türkiye Kupası dâhil mi? Avrupa kupaları başka kanalda mı? Deplasman karşılaşmaları da açık mı? Derbiler pakete dâhil mi?
Sezon sonundaki şampiyonluk veya küme düşme yarışında diğer takımların maçları izlenebiliyor mu?
Bu sorular, “takım paketi” ile “lig paketi” arasındaki farkı belirliyordu.
Futbol yayıncılığının ilerleyen döneminde haklar farklı platformlara dağıldıkça takım odaklı tek aboneliğin yeterliliği daha da azaldı. Bu parçalanma 28. bölümde ayrıca ele alınacaktır.
2012: Kutu ilk kez merkezdeki yerini kaybediyor
İnternet hızlarının yükselmesi ve mobil cihazların yaygınlaşması, Digiturk’ün futbol yayınını uydu kutusunun dışına taşımasını mümkün hâle getirdi.
Digiturk, Nisan 2012’de Digiturk IQ ve Digiturk Play hizmetlerini tanıttı. Şirket, bu ürünlerle üyelerin film veya maçları zaman ve mekândan bağımsız biçimde izleyebilmesini hedeflediğini açıkladı.
İki hizmet aynı dönüşümün farklı yönlerini temsil ediyordu.
Digiturk IQ, internete bağlanan uydu alıcısını daha etkileşimli hâle getiriyordu. İzleyici yalnız kanalın o anda sunduğu programa bağlı kalmadan içerik arşivine erişebiliyordu.
Digiturk Play ise içeriği bilgisayar ve internet bağlantısı üzerinden izleme imkânını genişletiyordu.
Böylece Digiturk üyeliği ilk kez evdeki tek kutudan ayrılmaya başladı.
Abone hâlâ yayıncıyla sözleşme yapıyordu.
Hâlâ belirli pakete sahipti.
Fakat içeriğe ulaşmak için mutlaka çanak antenin bağlı olduğu televizyonun karşısında bulunması gerekmiyordu.
Bu değişim küçük görünse de aboneliğin temel tanımını dönüştürdü.
Uydu döneminde soru şuydu: Hangi kutu yayını açabilir?
İnternet döneminde soru değişti: Hangi kullanıcı, hangi cihazdan giriş yaparak içeriği izleyebilir?
Yayın karttan hesaba taşınıyor
İnternet yayınıyla birlikte üyeliğin teknik kimliği dijital karttan kullanıcı hesabına kaydı.
Abone artık üyelik numarası, cep telefonu, e-posta adresi, parola, tek kullanımlık doğrulama kodu gibi bilgilerle sisteme girebiliyordu.
Hesabın sahip olduğu paketler sunucu tarafından kontrol ediliyor, kullanıcı yalnız üyeliğinin kapsadığı kanalları ve içerikleri açabiliyordu. Dijital kartın yaptığı işi kullanıcı hesabı yapmaya başladı. Ancak bu geçiş fiziksel sistemin bir anda kaldırıldığı anlamına gelmiyordu. Uydu kutusu ve internet hesabı yıllarca birlikte çalıştı.
Evde televizyon karşısında uydu yayını izleniyor, dışarıda telefon veya bilgisayar üzerinden internet hizmetine girilebiliyordu. Yayıncı böylece iki ayrı dağıtım sistemini aynı abonelik ilişkisi içinde birleştirdi. Uydu, geniş ekran ve istikrarlı doğrusal yayın sağlıyordu. İnternet ise taşınabilirlik, arşiv ve farklı cihazlardan erişim sunuyordu.
beIN Connect: Üyelik ekranlar arasında dolaşıyor
Digiturk’ün beIN Media Group’a geçmesinden ve kanalların beIN markası altında yeniden düzenlenmesinden sonra internet hizmeti beIN Connect adıyla devam etti.
beIN Connect, Digiturk üyelerinin paketleri içindeki yayınlara televizyonun yanında cep telefonu, tablet ve internet sitesi üzerinden ulaşmasını sağladı. Digiturk’ün destek açıklamasına göre bu kullanım için mevcut Digiturk üyeliği yeterliydi ve ayrı bir ücret yansıtılmıyordu. İçeriğin tamamına erişim Türkiye sınırlarıyla sınırlıydı.
İnternete bağlanan Digiturk kutusunda başlatılan içerik daha sonra web veya mobil uygulamada kaldığı yerden sürdürülebiliyordu. Bu özellik aboneliği belirli ekrana bağlı olmaktan çıkardı. İçerik artık salondaki televizyonun içinde değildi. Kullanıcı hesabının sahip olduğu erişim hakkıydı.
Aynı kişi evde televizyonda başladığı programı dışarıda telefonda sürdürebiliyor, canlı kanala bilgisayardan ulaşabiliyor veya paketinin arşivindeki içeriği farklı zamanda izleyebiliyordu.
Ancak “her yerde izleme” ifadesi sınırsızlık anlamına gelmiyordu. Coğrafi bölge, cihaz kaydı, işletim sistemi, internet hızı, aynı anda izlenebilecek ekran sayısı, içeriğin yayın hakkı ve güvenlik kuralları erişimi sınırlayabiliyordu.
Dekoderin görünür fiziksel sınırlarının yerini uygulamanın görünmeyen teknik sınırları aldı.
İnternet üyeliği kurulum maliyetini kaldırdı mı?
İnternet üzerinden futbol izlemek, çanak anten ve uydu alıcısı kurma zorunluluğunu ortadan kaldırabilir.
Bu nedenle uygulama üyeliği ilk bakışta fiziksel platformdan daha sade görünür.
Kullanıcı uygulamayı indirir, hesap açar, paketi seçer, ödemeyi yapar ve desteklenen cihazda izlemeye başlar.
Teknik servis randevusu, çanak montajı, kablo çekilmesi, kutunun teslim edilmesi ve dijital kartın etkinleştirilmesi gerekmeyebilir.
Fakat maliyet bütünüyle ortadan kalkmaz. İnternet bağlantısı gerekir. Yeterli hız ve istikrar gerekir. Akıllı televizyon, telefon, tablet, bilgisayar veya haricî medya cihazı gerekir. Mobil bağlantı kullanılıyorsa veri tüketimi ayrı maliyet yaratabilir. Ev interneti yavaş veya düzensizse görüntü kalitesi düşebilir, yayın donabilir veya canlı görüntü televizyon ve radyo yayınından daha geç gelebilir. Uydu yayınının maliyeti görünür cihaz ve kurulumdaydı. İnternet yayınının maliyeti bağlantı ve kullanıcı donanımına dağıldı. Bu nedenle “dekodersiz” yayın her zaman “ek maliyetsiz” yayın değildir. Yalnızca maliyetin yeri değişmiştir.
Canlı maçta gecikme yeni sorun oldu
Doğrusal uydu yayınında görüntü yayın merkezinden uyduya, oradan evdeki çanağa ulaşıyordu.
İnternet yayınında ise görüntünün kodlanması, sunucuya aktarılması, kullanıcıya uygun veri akışına çevrilmesi, ağ üzerinden gönderilmesi ve cihazda yeniden oynatılması gerekir.
Bu işlemler canlı yayında gecikme yaratabilir.
Maçı internetten izleyen seyirci, komşusunun uydu yayınındaki gol sevincini kendi ekranında pozisyon gerçekleşmeden önce duyabilir.
Sosyal medya bildirimi golü görüntüden önce haber verebilir.
Canlı skor uygulaması maçın sonucunu yayın akışından önce gösterebilir.
Bu durum internet aboneliğinin futbol açısından kendine özgü sorunlarından biridir.
Film veya dizide birkaç saniyelik gecikmenin önemi yoktur.
Canlı futbolun değeri ise olayın gerçekleştiği ana mümkün olduğunca yakın olmasından gelir.
İnternet platformları görüntü kalitesi, ağ kapasitesi ve düşük gecikme teknolojileriyle bu farkı azaltmaya çalıştı. Ancak yayın biçimi değiştiğinde “canlı” kelimesinin teknik anlamı da değişti.
TOD: Digiturk üyesi olmadan dijital futbol paketi
beIN Media Group’un abonelik sistemindeki bir sonraki büyük adımı TOD oldu.
TOD, beIN tarafından 2022’de uluslararası abonelik temelli internet platformu olarak kullanıma sunuldu. Türkiye hizmeti 21 Kasım 2022’den itibaren telefon, tablet, internet tarayıcısı, Apple TV ve desteklenen akıllı televizyonlarda erişilebilir hâle geldi. Platform sporun yanında film, dizi, belgesel ve canlı televizyon içerikleri sunuyordu.
TOD’un Türkiye’deki önemi yalnız yeni bir uygulama olmasından kaynaklanmıyordu.
Digiturk uydu üyeliği ile internetten futbol üyeliğini daha açık biçimde birbirinden ayırdı.
Kullanıcı iki temel yoldan birini seçebiliyordu:
Çanak anten, uydu kutusu ve Digiturk platform üyeliği üzerinden beIN Sports’a ulaşmak,
yalnız internet tabanlı TOD paketi alarak desteklenen cihazlardan yayınları izlemek.
Digiturk uydu üyeleri ise mevcut üyelikleri kapsamında dijital içeriklere beIN Connect üzerinden erişmeye devam etti. TOD ayrı bir doğrudan internet aboneliği olarak konumlandı.
Böylece aynı yayın grubunun iki farklı müşteri ilişkisi oluştu: Birinde müşteri evine televizyon platformu kurduruyordu. Diğerinde dijital hesap açıyordu. Birinde hizmetin simgesi uydu kutusuydu. Diğerinde uygulama ikonu oldu.
Aylık, sezonluk ve yıllık dijital paket
Uygulama döneminde abonelik süresi daha esnek görünmeye başladı.
Fiziksel platform üyelikleri çoğunlukla kurulum, cihaz ve taahhüt nedeniyle uzun süreli ilişkiye dayanıyordu.
İnternet platformunda ise teknik olarak aylık, sezonluk, yıllık, belirli spor grubuna özel ve farklı ekran özellikleri içeren paketler oluşturmak daha kolaydı.
Paket satın alındığı anda hesaba tanımlanabiliyor, fiziksel kurulum beklenmeden yayın açılabiliyordu.
Ancak bu esneklik yeni karmaşıklıklar da doğurdu. Aylık paket her ay otomatik yenileniyor mu? Sezonluk paket ligin son maçında mı bitiyor, satın alma tarihinden itibaren belirli süre mi çalışıyor? Yıllık ücret peşin mi alınıyor, aylık taksitlere mi bölünüyor? İptal edildiğinde erişim hemen mi kapanıyor, ödeme döneminin sonuna kadar mı devam ediyor? Mobil mağaza üzerinden yapılan ödeme ile doğrudan internet sitesinden yapılan ödeme aynı koşullara mı sahip? Daha yüksek görüntü kalitesi veya büyük ekran kullanımı farklı pakete mi bağlı? Abonelik sadeleşirken sözleşme maddeleri ortadan kalkmadı. Yalnızca ekrandaki satın alma düğmesinin arkasına taşındı.
Cihaz sayısı yeni dekoder sayısıdır
Uydu döneminde ikinci televizyonda yayın izlemek için ikinci kutu gerekebilirdi.
Uygulama döneminde bunun yerini kayıtlı cihaz sayısı ve eş zamanlı yayın sınırı aldı.
Kullanıcı hesabını telefonuna, tabletine, bilgisayarına ve akıllı televizyonuna girebilir. Ancak yayıncı güvenlik ve hak koruması amacıyla hesaba kaydedilebilecek cihaz sayısını, belirli sürede değiştirilebilecek cihaz sayısını, aynı anda açık olabilecek yayın sayısını sınırlayabilir.
Bu kurallar fiziksel görünmediği için abonelik satın alınırken kolayca gözden kaçabilir.
Kullanıcının dört cihazda uygulama bulunması, dört kişinin aynı anda maç izleyebileceği anlamına gelmez.
Aile içindeki ekran ihtiyacı, uygulama döneminde de ayrı bir paketleme konusu olarak kaldı.
Dekoder döneminde sınır evde bulunan kutu sayısıydı. Uygulama döneminde sınır sunucudaki cihaz ve oturum yetkisidir. Teknik biçim değişti. Yayıncının aynı aboneliğin kaç ekranda kullanılacağını kontrol etme isteği değişmedi.
Abonelik artık adrese değil kişiye bağlı
Uydu platformu esas olarak belirli bir adrese kuruluyordu.
Çanak anten, kablo ve kutu evdeydi.
Kullanıcı başka şehre gittiğinde üyeliğini yanında taşıyamıyordu; en fazla internet hizmetinin izin verdiği ölçüde mobil erişim kullanabiliyordu.
Doğrudan uygulama aboneliğinde ise temel ilişki adresle değil kullanıcı hesabıyla kuruldu.
Kullanıcı desteklenen internet bağlantısının bulunduğu farklı yerlerden hesabına girebildi.
Bu dönüşüm futbol izlemeyi mekândan bağımsızlaştırdı.
Maç evde akıllı televizyonda, seyahatte tablette, iş yerinden çıkarken telefonda, bilgisayarda tarayıcı üzerinden izlenebilir hâle geldi.
Ancak coğrafi yayın hakları nedeniyle ülke sınırı önemini korudu. Türkiye için satın alınan haklar, hesabın dünyanın her yerinde aynı içeriği açacağı anlamına gelmiyordu. Digiturk’ün beIN Connect açıklaması da bütün içeriğe erişimin Türkiye sınırları içinde olduğunu belirtiyordu.
Adres bağı ortadan kalkarken ülke bağı devam etti.
Aboneliği iptal etmek de değişti
Dekoder döneminde üyelik iptali çoğu zaman müşteri hizmetleri görüşmesi, yazılı başvuru ve cihaz iadesi gerektiriyordu.
İnternet aboneliğinde fiziksel cihaz bulunmadığından iptal işlemi teknik olarak daha sade olabilirdi. Ancak ödemenin nereden yapıldığı önem kazandı.
Abonelik doğrudan yayıncının sitesinden alındıysa iptal yayıncı hesabından yapılabilirdi.
Mobil uygulama mağazası üzerinden satın alındıysa yenilemenin Apple veya Google hesabından durdurulması gerekebilirdi.
Otomatik yenilemenin kapatılması ile mevcut aboneliğin hemen sona erdirilmesi aynı işlem değildi.
Uydu üyeliğinde kullanıcı cihazı iade etmeyi unutabiliyordu. Uygulama üyeliğinde otomatik yenilemeyi kapatmayı unutabiliyordu. Fiziksel yükümlülüğün yerini dijital ödeme takibi aldı.
Dekoder ortadan kalkmadı
İnternet platformlarının yükselmesi uydu üyeliğini sona erdirmedi.
Digiturk, uydu alıcısı, televizyon kanalları, kayıt özellikleri ve beIN Connect erişimiyle çalışmaya devam etti. TOD ise aynı yayın grubunun internet üzerinden doğrudan satın alınabilen seçeneği oldu.
İki modelin birlikte yaşamasının birkaç nedeni vardı.
Uydu yayını, internet hızından daha az etkileniyordu.
Canlı maçta genellikle daha istikrarlı ve daha düşük gecikmeli görüntü sağlayabiliyordu.
Televizyon kullanımına alışkın seyirci için kanal değiştirmek uygulama menüsünde gezinmekten daha kolay olabiliyordu.
İnternet uygulaması ise kurulum gerektirmiyor, farklı cihazlarda çalışıyor ve taşınabilirlik sağlıyordu.
Dolayısıyla geçiş “eski sistem tamamen bitti, yeni sistem başladı” biçiminde gerçekleşmedi.
Türkiye’de futbol izleyicisi aynı dönemde iki farklı abonelik kültürünü kullanmaya devam etti: Kutulu platform üyeliği, dekodersiz internet üyeliği.
Otuz yılda ne değişti?
1993’te Cine5 abonesi, televizyonuna takılan şifre çözücüyle tek kanalı açıyordu.
2000’de Digiturk abonesi, çanak anten, dijital kart ve uydu kutusuyla çok kanallı platforma giriyordu.
2001’den sonra Lig TV, bu platformun futbol aboneliğini taşıyan ana ürüne dönüştü.
2007’de HD yayın için yeni kutu ve uygun televizyon gerekti.
2012’de Digiturk Play ve IQ, içeriği uydu cihazının dışına taşımaya başladı.
beIN Connect döneminde platform üyeliği telefon, tablet ve bilgisayarda kullanılabilir hâle geldi.
2022’de TOD, çanak anten veya Digiturk uydu üyeliği olmadan doğrudan internetten futbol paketi satın alınabilmesini daha belirgin bir modele dönüştürdü.
Bu tarih yalnız teknolojik ilerleme değildir.
Yayıncının müşteriyi tanıma ve erişimi kontrol etme biçiminin tarihidir.
Cine5 döneminde erişim şifre çözücüyle, Digiturk döneminde kutu ve dijital kartla, beIN Connect ve TOD döneminde kullanıcı hesabı, parola ve kayıtlı cihazla kontrol edildi.
Seyircinin satın aldığı şey hiçbir dönemde maçın kendisi olmadı.
Maçı belirli süre boyunca, belirli cihazlarda ve sözleşmenin izin verdiği koşullarda izleme hakkıydı.
Kolaylaştı mı, pahalılaştı mı?
Dekoderden uygulamaya geçiş maça ulaşmayı birçok bakımdan kolaylaştırdı.
Kurulum beklemeden üyelik yapılabildi. Maç farklı ekranlarda izlenebildi. Fiziksel kart ve kutu zorunluluğu azaldı. Kullanıcı sezonluk veya dijital paketler arasında seçim yapabildi. Fakat erişimin kolaylaşması, futbol izlemenin ekonomik olarak ucuzladığını kendiliğinden göstermez.
1993’teki Cine5 aboneliğinin hane bütçesindeki ağırlığı ile 2001’deki Lig TV üyeliğinin ağırlığı aynı değildi.
Digiturk’ün ilk dönemindeki kurulum ve paket maliyeti ile günümüzdeki internet aboneliğinin bedeli yalnız nominal rakamlarla karşılaştırılamaz.
Bir dönemde fiyat milyonlarca eski liraydı. Başka bir dönemde yüzlerce veya binlerce yeni liraya çıktı. Ancak ücretler, enflasyon, asgari ücret ve hane gelirleri de aynı yıllarda değişti. Bu nedenle sıradaki soru “Abonelik kaç liraydı?” değildir.
Asıl soru şudur: Seyirci, yaşadığı dönemde kazandığı paranın ne kadarını futbola erişebilmek için vermek zorundaydı?
Kaynak notları
[1] Cumhuriyet, 9 Kasım 1993. Cine5’in bir yıllık sözleşme, şifre çözücü başlangıç ödemesi ve aylık abonelik modeliyle şifreli yayına geçeceğine ilişkin dönem haberi.
[2] Cumhuriyet, 4 Haziran 1994. Cine5’in Aralık 1993’ten itibaren aboneli yayın yaptığı ve Haziran 1994’e gelindiğinde 25 bin aboneye ulaştığına ilişkin haber.
[3] Turkcell İş Ortakları, Digiturk kurumsal tanıtımı. Şirketin Mart 1999’da kurulduğu ve Mart 2000’den itibaren hizmet vermeye başladığı belirtilmektedir.
[4] Türkiye gazetesi, 4 Mayıs 2000. Digiturk’ün Mart 2000 itibarıyla uydu üzerinden dijital televizyon hizmeti sunmaya başlamasına ilişkin dönem yazısı.
[5] Vestel’in Kasım 2000 tarihli İMKB açıklaması. Digiturk için 2001 yılı içinde 160 bin dijital dekoder üretilmesini öngören anlaşmaya ilişkin kayıt.
[6] Digiturk/Lig TV, 17 Temmuz 2007. 2007–2008 sezonunda üç büyüklerin İstanbul’daki lig ve kupa maçlarının HD yayımlanacağı ve yayın için özel HD kutu gerekeceğine ilişkin açıklama.
[7] Digiturk, 12 Nisan 2012. Digiturk IQ ve Digiturk Play hizmetlerinin tanıtımı; içeriğin zaman ve mekândan bağımsız izlenebilmesine yönelik yeni ürünler.
[8] Digiturk Destek, beIN Connect açıklamaları. Hizmetin televizyon, web, telefon ve tablette kullanılabildiği; üyelik paketindeki içeriğe erişim sağladığı ve Digiturk üyeleri için ayrıca ücretlendirilmediği belirtilmektedir.
[9] beIN Media Group ve Türkiye lansmanına ilişkin Kasım 2022 duyuruları. TOD’un Türkiye’de 21 Kasım 2022’den itibaren mobil cihazlar, internet sitesi, Apple TV ve desteklenen akıllı televizyonlarda kullanılmaya başladığı açıklanmıştır.
[10] Digiturk Destek. Box Office kiralamalarının belirli başlatma ve izleme sürelerine tabi olması, yayıncının abonelik yanında içerik başına ücretlendirme teknolojisini de kullandığını göstermektedir.
Bu sahne sende ne bıraktı?