K Futbol Yayın Gelirleri Tarihçesi
Bölüm 6

Bölüm 6

5. Uydudan Dekodere

Özel televizyon, şifreli yayın ve havuzun kuruluşu: 1990–1999

1990’lı yıllar, Türkiye’de futbol yayıncılığının yalnızca el değiştirdiği değil, ekonomik niteliğinin bütünüyle dönüştüğü dönemdir. On yılın başında tartışma, lig maçlarını TRT’nin mi yoksa yeni kurulan özel bir kanalın mı yayımlayacağı üzerindeydi. On yılın sonunda ise mesele; yayın hakkını hangi şirketin satın alacağı, taraftarın hangi dekoderle ve kaç dolar ödeyerek maçı izleyeceği, gelirin kulüpler arasında nasıl dağıtılacağı ve yayıncının verdiği mali taahhüdü yerine getirip getiremeyeceği haline gelmişti.

Bu değişim üç aşamada gerçekleşti. Önce TRT’nin karşısına özel televizyon çıktı. Ardından reklam geliriyle çalışan şifresiz kanal modeline abonelik ve dekoder eklendi. Son olarak kulüplerin ayrı ayrı sattığı haklar, federasyonun yönettiği merkezî havuzda toplandı. Böylece futbol maçı, kamu yayıncısının program cetvelindeki bir spor karşılaşması olmaktan çıkarak televizyon şirketlerinin izleyici, reklam ve abone kazanmak için satın aldığı temel içeriklerden birine dönüştü.

Dönemin fiyatlarını incelerken bir ayrım yapmak zorunludur. Gazetelerde ve daha sonra hazırlanan yayın ihalesi listelerinde yer alan rakamlar her zaman aynı şeyi ifade etmez. Bazıları kulübe ödenen maç başı ücreti, bazıları bir sezonluk ihale bedelini, bazıları iki veya üç sezonluk toplamı gösterir. Kimi rakamlara federasyon payı ve vergiler dâhildir; kimilerine değildir. Bu nedenle aşağıdaki anlatıda “açıklanan teklif”, “sözleşme bedeli”, “vergi hariç taban bedel” ve “tüketicinin ödediği fiyat” birbirinden ayrılacaktır.

Ayrıca bu bölümde, dönemin resmî adı olan “Türkiye Birinci Futbol Ligi” kullanılacaktır. “Süper Lig” adı daha sonraki yıllara aittir; bugünkü yayınlarda eski sezonlar için geriye dönük olarak kullanılması, tarihsel metinlerde kavram karışıklığı yaratabilmektedir.

Kanal daha yayına başlamadan maçları satın almak

Özel televizyonun futbola girişi, kanalın düzenli yayına başlamasından önce gerçekleşti. 27 Şubat 1990’da İstanbul’daki Sürmeli Oteli’nde yapılan toplantıda on bir Birinci Lig kulübünün temsilcileri Magic Box ile yayın sözleşmesi imzaladı. Bu kulüpler Beşiktaş, Trabzonspor, Fenerbahçe, Sarıyer, Bursaspor, Adanaspor, Ankaragücü, Malatyaspor, Boluspor, Konyaspor ve Zeytinburnuspor’du. Galatasaray temsilcisi, sözleşmenin yönetim kurulunda görüşülmesi gerektiğini belirterek o gün imza atmadı. Gençlerbirliği eşitlik ilkesine aykırılık gerekçesiyle, Adana Demirspor ise kendi sahasındaki büyük maçların yayımlanmasını istemediği için toplantıdan ayrıldı.[1]

Sözleşmenin ekonomik hükümleri, Türkiye’de yayın hakkının modern bir ticari sözleşmeye dönüşmeye başladığını gösteriyordu. Magic Box, kulüplere bütün hak taleplerinin karşılığında bir defaya mahsus 85 bin dolar ödeyecekti. Canlı yayımlanan her doksan dakika için maç başına 50 bin dolar, ayrıca reklam gelirlerinden 12 bin 500 ile 30 bin dolar arasında değişen bir pay verilecekti. Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor için altı; diğer kulüpler için iki maçlık yayın garantisi öngörülüyordu. Beş dakikayı aşmayan haber amaçlı görüntüler için ayrıca ücret ödenmeyecek, Avrupa kupaları ile Cumhurbaşkanlığı ve Federasyon kupaları için ayrı sözleşmeler yapılacaktı.

Hakların başka yayın kuruluşlarına devredilebilmesi de sözleşmeye yazılmıştı. Bugün “alt lisanslama” denilen uygulamanın erken bir örneği olan bu hüküm, Magic Box’a hakların tamamını veya bir bölümünü başka bir yayıncıya satma imkânı veriyordu. Kulübün sözleşmeyi bozması halinde 250 bin, şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde toplam 500 bin dolar ceza öngörülmüştü.

Bu şartlar üzerinden yalnızca garanti edilen maçlar esas alınırsa, büyük kulüpler için kâğıt üzerindeki asgari karşılık 460 bin dolara ulaşıyordu: 85 bin dolarlık ilk ödeme, altı maç için 300 bin dolar ve reklam payının alt sınırından 75 bin dolar. İki maç garantisi verilen diğer kulüplerde aynı hesap 210 bin dolardı. Gerçekleşen yayın sayıları ve özel kupa sözleşmeleri bu tutarları değiştirebilirdi; ancak daha ilk özel televizyon anlaşmasında popüler kulüplerle diğerleri arasında yaklaşık iki katlık bir garanti farkı kurulmuştu.

Bir başka yenilik, bedellerin dolar üzerinden belirlenmesiydi. Yüksek enflasyon ortamında bu tercih yayıncının yükümlülüğünün reel değerini korurken, kulüplerin televizyon gelirlerini döviz cinsinden izlemeye başlamasına yol açtı. Sonraki otuz yılda yayın hakkı tartışmalarının dolar kuru etrafında yoğunlaşmasının ilk belirgin örneklerinden biri burada görüldü.

Uydu hukuktan önce geldi

Magic Box’ın Star 1 kanalı, 7 Mayıs 1990’da “hareketli test yayını” adı verilen beş saatlik günlük yayına başladı. Yayın Eutelsat F5 uydusundan yapılıyor, Türkiye’de ancak uygun çanak anten ve LNB’ye sahip olanlar tarafından izlenebiliyordu. Dönemin haberine göre yalnızca Star 1’i izlemek amacıyla yeni bir çanak anten sistemi kurdurmanın maliyeti yaklaşık 2 milyon liraydı.[2]

Dolayısıyla Star 1 şifresizdi ama fiilen herkes için ücretsiz ve erişilebilir değildi. İzleyici kanala abonelik ücreti ödemiyordu; buna karşılık uydu alıcısı, çanak anten ve kurulum maliyetini karşılamak zorundaydı. Apartmanların ortak sistem kurabilmesi kişi başına maliyeti azaltabiliyordu; yine de karasal yayınla evlere ulaşan TRT ile yalnızca özel donanımla izlenebilen Star 1 arasında önemli bir erişim farkı vardı.

Özel yayıncılık önce fiilî bir durum olarak ortaya çıktı, hukuk bunu daha sonra izledi. Star 1, Türkiye dışından uyduyla yayın yaparak o sırada yürürlükte bulunan devlet tekeliyle doğrudan karşı karşıya gelmeden Türkiye’de izleyici edinmeye çalıştı. Anayasa’nın 133. maddesi ancak 8 Temmuz 1993’te değiştirildi ve radyo-televizyon istasyonu kurup işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbest bırakıldı. 13 Nisan 1994’te kabul edilen 3984 sayılı Kanun ise özel radyo ve televizyon yayıncılığının yasal ve kurumsal çerçevesini kurarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulunu oluşturdu.[3]

Bu kronoloji önemlidir: Türkiye’de özel televizyon, mevzuat tamamlandıktan sonra başlamadı. Teknoloji ve ticari girişim, hukukî düzenlemenin önüne geçti. Futbol da bu fiilî dönüşümün en güçlü araçlarından biri oldu.

TRT ile Magic Box arasında bölünen lig

Magic Box’ın kulüplerle yaptığı sözleşmeler, TRT’nin ligden tamamen çekilmesiyle sonuçlanmadı. TRT de kulüplerle yeniden görüşmeye ve daha yüksek teklifler vermeye başladı. Bazı kulüpler Magic Box anlaşmalarından ayrılarak TRT’ye geçti; bazıları özel kanalda kaldı. Ağustos 1990’a gelindiğinde dönemin basını, dokuz kulübün TRT, yedi kulübün Magic Box tarafında bulunduğu bölünmüş bir yapıdan söz ediyordu.

Bu sistemde satılan şey bütün ligin ortak ürünü değildi. Esas olarak ev sahibi kulübün kendi sahasındaki maça ilişkin hakkı pazarlanıyordu. Bu nedenle Fenerbahçe’nin deplasman maçı TRT’de, Beşiktaş’ın iç saha maçı Magic Box’ta gösterilebiliyordu. Nitekim 1 Eylül 1990’da Beşiktaş–Karşıyaka karşılaşmasının Magic Box’tan, Boluspor–Fenerbahçe maçının TRT’den aynı saatte canlı yayımlanacağı ilan edildi.[4] Bu, özel televizyonun lig yayıncılığındaki erken ve açık biçimde belgelenmiş örneklerinden biridir.

Aynı lig haftasında iki farklı yayıncının iki ayrı kulüp sözleşmesine dayanarak yayın yapması, rekabeti artırdı; fakat ortak bir yayın planı kurulmasını güçleştirdi. Kulüp değiştiren yayıncı, deplasman takımının popülerliğinden yararlanabiliyor; buna karşılık gelirin büyük bölümü ev sahibi kulübün kontrolünde kalıyordu. Büyük kulüpler kendi hakları için yüksek bedel talep ederken, daha az izlenen kulüpler aynı pazarlık gücüne sahip değildi.

Bu dönem, yayın hakkının kanal kurmak için nasıl kullanılabileceğini de gösterdi. Star 1 açısından futbol yalnızca bir program türü değildi. Yeni kanalı tanıtıyor, çanak anten satışını teşvik ediyor, reklamverenlere izleyici vaat ediyor ve TRT karşısında kurumsal görünürlük sağlıyordu. Yayın hakkına ödenen para, aynı zamanda kanalın pazarlama ve dağıtım harcamasıydı.

Federasyonun yetkisi: özerklikten merkezî satışa

17 Haziran 1992’de kabul edilen 3813 sayılı Kanun, Türkiye Futbol Federasyonunu özel hukuk hükümlerine tabi, tüzelkişiliğe sahip özerk bir yapı olarak düzenledi. Kanunun yayınlar bakımından belirleyici hükmü 29. maddeydi:

“Futbol müsabakalarının televizyon ve radyodan yayınlanmasının düzenlenmesi ve programlanmasına Federasyon yetkilidir. Kulüplerin bu konuda yayın kuruluşları ile yapacakları sözleşmeler, Federasyonun gözetim, denetim ve onayına tâbidir.”

Bu hüküm, federasyona başlangıçta bütün hakları otomatik olarak tek sözleşmeyle satma yetkisi vermekten çok, kulüplerin yaptığı sözleşmeleri düzenleme ve onaylama imkânı tanıyordu. Ancak daha sonra havuz sisteminin kurulacağı hukukî dayanak da bu maddeden çıkarıldı. Nitekim 1996’da merkezî satışa geçildiğinde federasyon, kulüplerin bireysel sözleşmelerini onaylamama ve lig yayınlarını tek elden programlama yetkisini 29. maddeye dayandırdı.[5]

Böylece 1990–1992 arasında fiilen kulüplerin yürüttüğü pazarın üzerinde güçlü bir federasyon denetimi oluştu. Ancak hak sahipliğinin sınırları tam olarak berraklaşmadı. Kulüpler, kendi maçlarını ticari olarak değerlendirme hakkına sahip olduklarını savunurken; federasyon, ligin bütünlüğünün ve yayın programının ancak merkezî kararlarla korunabileceğini ileri sürüyordu. 1990’ların ikinci yarısında görülen davaların önemli bir bölümü bu gerilimden doğdu.

Cine5 ve doğrudan izleyiciden para alma modeli

Özel kanalların ilk yıllarında yayıncı, futbol hakkı için kulübe para ödüyor; harcamasını reklam gelirleriyle karşılamaya çalışıyordu. Cine5 bu zincire yeni bir gelir kaynağı ekledi: izleyicinin doğrudan ödediği abonelik ücreti.

Yaklaşık üç aylık deneme döneminin ardından Cine5, 1993’ün sonunda şifreli yayına geçti. 11 Aralık 1993 tarihli fiyat duyurusuna göre izleyicinin 1,5 milyon lira depozito karşılığında şifre çözücü alması gerekiyordu. Yıllık abonelik peşin ödenirse 3 milyon 250 bin liraydı. Taksit seçeneğinde 1 milyon 900 bin lira peşin ve aynı tutarda ikinci ödeme yapılıyor, toplam abonelik bedeli 3 milyon 800 bin liraya çıkıyordu.[6]

Ağustos 1993’ten itibaren geçerli net asgari ücret 1 milyon 563 bin 473 liraydı. Buna göre peşin yıllık abonelik, yaklaşık 2,1 aylık net asgari ücrete karşılık geliyordu. İade edilebilir 1,5 milyon liralık dekoder depozitosu da eklendiğinde ilk giriş için gereken 4 milyon 750 bin liralık nakit, yaklaşık üç aylık net asgari ücret düzeyine ulaşıyordu. Depozito bir tüketim harcaması değildi; dekoder iade edildiğinde geri alınacaktı. Buna rağmen aboneliğe giriş anındaki mali yükü artırıyordu.

Cine5’le birlikte futbol yayıncılığının gelir denklemi değişti. Yayıncı için maçın değeri yalnızca reklam kuşağında değil, kaç kişinin abone olacağı ve aboneliğini yenileyeceği üzerinden hesaplanmaya başladı. Maç artık tek başına satılan bir yayın değil, film ve diğer programlarla birlikte pazarlanan abonelik paketinin taşıyıcı içeriğiydi.

Şifreli maçlar 1996’da başlamadı

Yayın tarihi anlatılarında sık tekrarlanan bir bilgi, Türkiye’de şifreli lig yayınlarının 1996’da başladığıdır. Bu ifade eksiktir. 1996’da başlayan, merkezî havuzun tek yayıncıya verilmesi ve lig haklarının bütünlüklü biçimde şifreli bir kanalda toplanmasıdır. Şifreli lig maçları ise bundan önce vardı.

11 Eylül 1994 tarihli yayın programı, hakların nasıl bölündüğünü açıkça gösterir. Cine5; Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ilk yarıdaki önemli iç saha maçlarıyla Zeytinburnuspor’un bu üç kulübe karşı oynayacağı iç saha karşılaşmalarını yayımlıyordu. Show TV, Cine5’in canlı verdiği maçları karşılaşma biter bitmez banttan gösteriyordu. TGRT, Samsunspor, Adana Demirspor ve Kayserispor’un büyük kulüplerle oynayacağı belirli maçlar için anlaşmıştı. Interstar Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarını, atv ise Antalyaspor, Trabzonspor, Petrolofisi, Ankaragücü ve Gaziantepspor’un bazı iç saha maçlarını yayımlıyordu.[7]

Dolayısıyla 1994–95 sezonunda yayın pazarı hâlâ kulübe ve maça göre bölünmüştü. Şifreli yayın vardı, fakat tek bir yayıncı tarafından yönetilen münhasır lig paketi yoktu. Dekoderi olmayan taraftarların maçları kahvehane, kafe veya lokantalarda izlemeye yönelmesi de bu dönemde görünür hale geldi. Ev aboneliğinin maliyeti, toplu izleme mekânları aracılığıyla kişi başına bölünüyordu. Televizyonun futbolu tribünden eve taşımasından sonra, şifreli yayın futbol izleyicisini kısmen yeniden ortak mekâna götürdü.

“İlk ihale” ile “ilk havuz” aynı şey değildir

1994–95 ve 1995–96 sezonlarına ilişkin rakamlar da terminolojik bir ayrım gerektirir. Sonraki yıllarda hazırlanan ihale tablolarında 1994–95 sezonu Türkiye’nin ilk futbol yayın ihalesi olarak gösterilir. Bu tablolara göre Cine5, atv, Show TV, Kanal D ve TGRT’den oluşan konsorsiyum 7,2 milyon dolar; ertesi sezon TGRT’nin yerini Star TV’nin aldığı grup ise 23 milyon dolar ödedi.[8]

Ancak 1994 tarihli maç programları, bu dönemde hakların tek bir münhasır yayıncıda toplanmadığını kanıtlar. Kanallar farklı kulüplerin ve farklı maçların haklarını kullanmaya devam ediyordu. Bu nedenle 1994–95 düzenlemesini, bugünkü anlamıyla merkezî ve tek alıcılı havuz ihalesi olarak tanımlamak yanıltıcıdır. Daha doğru ayrım şöyledir:

1994–95, yayın haklarının konsorsiyum içinde birlikte fiyatlandırılmasının ve kulüplere toplu gelir aktarılmasının ilk örneği kabul edilebilir. 1996–97 ise federasyonun lig yayınlarını tek merkezden ihale ettiği, havuza dayalı ve münhasır yayın döneminin başlangıcıdır.

Bu ayrım fiyat artışlarını yorumlarken de önemlidir. 7,2 milyon dolardan 23 milyon dolara geçiş yüzde 219’luk bir artıştı. Fakat iki rakamın kapsadığı maçlar, kulüp sözleşmeleri ve yayın biçimleri tam olarak aynı değildi. 23 milyon dolardan 1996–97 sezonundaki 40 milyon dolara geçiş ise yüzde 74’e yakın bir artış gösterdi; bu kez bedelin karşılığında merkezî ve daha geniş bir münhasırlık kuruluyordu.

1990’larda belgelenebilen başlıca fiyat eşikleri

Dönem

Açıklanan bedel

Ekonomik ve hukukî kapsam

1990–91’den itibaren Magic Box anlaşmaları

Kulüp başına bir defalık 85 bin dolar; canlı maç başına 50 bin dolar; 12.500–30.000 dolar reklam payı

Kulüp bazlı sözleşme, farklı sayıda maç garantisi

Aralık 1993 Cine5

1,5 milyon lira dekoder depozitosu; yıllık 3,25 milyon lira peşin abonelik

Tüketiciye satılan şifreli kanal

1994–95

7,2 milyon dolar

Sonraki tablolarda konsorsiyum ihalesi olarak geçiyor; yayınlar fiilen kanal ve kulüplere bölünmüş durumda

1995–96

23 milyon dolar

Konsorsiyum düzeni; tam münhasır merkezî havuz henüz yok

1996–97

40 milyon dolar

TFF havuzu ve Cine5’in merkezî yayın sözleşmesi

1997–98

Başlangıç çizelgelerinde 45 milyon dolar

Sözleşme dönemi içinde rakip teklifleri ve bedel artırma girişimleri yaşandı

1998–99

İlk dönem kaydında 50, sonraki tablolarda 55 milyon dolar

Rakam farkı aşağıda açıklanmaktadır

1999 Teleon

İlk sezon için 120,5 milyon dolar; federasyon payı ve KDV hariç

İki sezonluk hak; vergi ve paylar dâhil toplam maliyet dönem basınında yaklaşık 340 milyon dolar olarak verildi

Bu tablo, bütün rakamları tek bir seri gibi karşılaştırmak için değil, fiyatın hangi sözleşme kapsamıyla birlikte değiştiğini göstermek için okunmalıdır.

29 Mayıs 1996: Havuzun resmen kurulması

TFF, 22 Nisan 1996 tarihli kararıyla üç sezonluk lig yayınları için havuz sistemine dayalı ihale açtı. İhaleye yalnızca Cine5 katıldı. Federasyon ile Cine5 arasındaki sözleşme 29 Mayıs 1996’da imzalandı ve 1996–97, 1997–98 ve 1998–99 sezonlarını kapsadı. TBMM kayıtları ve daha sonraki yargı kararları, bu tarihleri açık biçimde doğrulamaktadır.[9]

Cine5 bu sözleşmeyle canlı yayın yapma, maç görüntülerini alma, özet veya bant yayını hazırlama ve görüntüleri bedeli karşılığında diğer kuruluşlara verme yetkisini elde etti. Bu, ligin televizyon ürününün tek bir ana yayıncı tarafından kontrol edilmesi demekti. Başka kanalların maç görüntülerine ulaşması, ana yayıncının ve federasyonun belirlediği şartlara bağlandı.

TFF’nin kendi tarihçesi de havuz sisteminin 1996’da uygulamaya konulduğunu belirtir.[10] Bu resmî tarih, 1994’ü “ilk ihale” sayan mali tablolarla çelişmek zorunda değildir. Biri ilk toplu fiyatlandırmayı, diğeri hukukî ve merkezî havuzun başlangıcını ifade etmektedir.

Havuzun kurulması, bireysel kulüp sözleşmelerini bir günde ortadan kaldırmadı. TFF ile Cine5 arasındaki 29 Mayıs 1996 tarihli sözleşme, yayıncının bazı Birinci Lig kulüpleriyle daha önce uzun süreli anlaşmalar yaptığını ve avans ödediğini açıkça kabul ediyordu. Bu avansların, kulüplerin havuzdan alacağı paylardan düşülmesi öngörülmüştü. Dolayısıyla merkezî sistem, boş bir zeminde kurulmadı; mevcut özel sözleşmelerin üzerine yerleştirildi.

Dönemin basınına yansıyan dağıtım şemasına göre gelirin yüzde 47’si Birinci Lig kulüplerine eşit, yüzde 10’u liglere katılma katsayısına, yüzde 10’u geçmiş şampiyonluklara ve yüzde 30’u performans katsayısına göre dağıtılacak; kalan yüzde 3 ise İkinci ve Üçüncü Lig kulüplerine ayrılacaktı. Büyük kulüplerin yeni sistemde daha önceki Cine5 sözleşmelerinden düşük gelir elde etme ihtimali doğunca, yayıncının belirli farkları ayrıca karşılaması gündeme geldi.[11]

Bu yapı, eşitlik ile ticari değer arasında bir uzlaşma arıyordu. Eşit pay, ligin bütün kulüpler olmadan üretilemeyeceği düşüncesine dayanıyordu. Şampiyonluk ve performans payları sportif başarıyı ödüllendiriyordu. Buna karşılık önceki özel sözleşmelerden doğan fark ödemeleri, büyük kulüplerin pazarlık gücünün havuz içinde de sürdüğünü gösteriyordu.

1997’de Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın başka yayın kuruluşlarıyla anlaşmaya yönelmesi, havuzun hukukî sınırlarını yeniden tartışmaya açtı. İstanbulspor ile bir yayın şirketi arasındaki sözleşmenin TFF tarafından onaylanmaması da mahkemeye taşındı. Anayasa Mahkemesi, 3813 sayılı Kanun’un 29. maddesine ilişkin başvuruyu hükmün esasını inceleyerek iptal etmedi; uyuşmazlığın önce Tahkim Kurulunda çözülmesi gerektiği gerekçesiyle başvuruyu yetkisizlik yönünden reddetti. Bu ayrıntı önemlidir: Karar, federasyonun her türlü merkezî satış uygulamasını içerik bakımından Anayasa’ya uygun ilan eden bir karar değildi.[12]

Cine5 bedellerindeki 50–55 milyon dolar farkı

Cine5 döneminin ilk iki sezonu bakımından kaynaklar büyük ölçüde uyumludur: 1996–97 için 40, 1997–98 için 45 milyon dolar. Üçüncü sezon için ise iki farklı rakam vardır.

17 Nisan 1997 tarihli dönem kaydı, sözleşme çizelgesini 40, 45 ve 50 milyon dolar olarak veriyordu. Daha sonraki ihale tarihçelerinde ise üçüncü sezon bedeli 55 milyon dolar, üç yıllık toplam da 140 milyon dolar olarak gösterildi. Mayıs 1997’de Cine5’in, rakip yayın kuruluşlarının kulüplere yaptığı teklifler üzerine yürürlükteki 45 milyon dolarlık bedeli 57,5 milyon dolara yükseltmeyi önerdiği de dönemin gazetesinde yer aldı.[13]

Bu üç kayıt, sözleşme döneminde yeniden pazarlık yapıldığını gösterir; fakat 50’den 55 milyon dolara geçişin hangi sözleşme zeyliyle kesinleştiğini açıklayan birincil belge elimizde bulunmamaktadır. Bu nedenle kitapta üçüncü yıl için yalnızca “55 milyon dolar ödendi” demek yerine şu kayıt tutulmalıdır:

İlk sözleşme çizelgesine ilişkin dönem kaydı: 50 milyon dolar.

Sonraki ihale tablolarında yer alan tutar: 55 milyon dolar.

1997’de açıklanan fakat gerçekleşme biçimi ayrıca doğrulanması gereken artırım önerisi: 57,5 milyon dolar.

Bu yaklaşım, tarihsel bir belirsizliği gizlemek yerine belgenin sınırını gösterir. Kitabın mali ekinde “teklif”, “sözleşme”, “zeyil” ve “fiilî ödeme” sütunlarının ayrı tutulması tam da bu nedenle gereklidir.

Fransa ve İngiltere: Aynı dönüşümün iki modeli

Türkiye’nin 1990’lardaki dönüşümü yalnız değildi. Ücretli televizyon ile futbol arasındaki ilişki daha önce Fransa’da belirginleşmişti. Canal+, Fransa’nın ilk ücretli televizyon kanalı olarak 4 Kasım 1984’te yayına başladı. Beş gün sonra Nantes–Monaco maçını canlı yayımladı. İlk anlaşma, sezon başına yirmi lig karşılaşması ve maç başına 250 bin Fransız frangı öngörüyordu; bu da sezonluk yaklaşık 5 milyon franga karşılık geliyordu.[14]

Canal+ modeli ile Cine5 arasında doğrudan bir benzerlik vardı: Kanal, futbolu mevcut abonelere sunulan sıradan bir program olarak değil, insanları aboneliğe yöneltecek içerik olarak kullanıyordu. Hak bedelinin ekonomik karşılığı, büyük ölçüde yeni abone ve abonelik yenileme sayısıyla ölçülüyordu. Fransa’da futbolun ücretli kanala yerleşmesi 1984’te, Türkiye’de abonelik kanalının kurulması ise 1993’te gerçekleşti.

İngiltere’deki dönüşüm farklı bir kurumsal yapıyla ilerledi. Birinci Lig kulüpleri 1991’de Premier League’in kuruluş ilkelerini kabul etti; 1992’de Football League’den ayrılarak kendi ticari organizasyonlarını kurdu. Premier League’in resmî tarihçesine göre yeni ligin ilk televizyon anlaşması ücretli yayıncı BSkyB ile yapıldı. Sky ve BBC’nin birlikte sunduğu paket kamuoyuna beş yıl için 304 milyon sterlin olarak açıklandı; Sky yılda altmış canlı maç, BBC ise özet haklarını aldı.[15]

304 milyon sterlin, bütün bileşenleriyle açıklanan paket değeriydi. Sonraki incelemeler, rakamın bir bölümünün dış satış beklentileri ve diğer unsurlara bağlı olduğunu, fiilen gerçekleşen doğrudan Sky ödemesinin daha düşük kaldığını belirtir. Bu nedenle İngiliz anlaşmasının 304 milyon sterlinlik manşet değeriyle Türkiye’deki vergi hariç yıllık bedelleri doğrudan karşılaştırmak doğru olmaz.

Kurumsal fark daha önemlidir. İngiltere’de merkezî hak satıcısı, kulüplerin sahibi olduğu yeni Premier League şirketiydi. Türkiye’de ise merkezîleşme, TFF’nin kanundan kaynaklanan düzenleme ve onaylama yetkisi üzerinden kuruldu. İngiltere’de lig organizasyonu ile ücretli televizyon anlaşması 1992’de aynı dönüşümün parçalarıydı. Türkiye’de süreç daha parçalı ilerledi: özel uydu kanalı 1990’da, abonelik kanalı 1993’te, merkezî havuz 1996’da geldi.

Türkiye, başka ülkelerde on yıla yayılan dönüşümün üç temel aşamasını yaklaşık altı yıl içinde yaşadı.

1999 Teleon ihalesi: Bedelin bir yılda iki katından fazla artması

Cine5 döneminin sonunda yapılan ihale, fiyat bakımından 1990’ların en büyük sıçramasını getirdi. TFF’nin 21 Nisan 1999’da açıkladığı ilk şartlarda ihalenin 85 milyon dolardan başlayacağı, bedelin her yıl yüzde 11 artırılacağı ve sürenin üç yıl olacağı bildirildi. Ancak sonuç haberlerinde yayın hakkı iki sezonluk olarak yer aldı. Bu durum, ilan ile nihai ihale kapsamı arasında değişiklik yapıldığını veya kamuoyuna açıklanan süre bilgilerinden birinin eksik olduğunu gösterir. Kesin süre ve artış yükümlülüğü için imzalanan nihai sözleşme esas alınmalıdır.[16]

20 Mayıs’taki açık artırmada Cine5’in 86 milyon dolarda kaldığı, Galaxi TV ile Star TV’nin 118 milyon dolara kadar çıktığı, Teleon’un ise 120,5 milyon dolarlık teklifle iki sezonluk hakkı aldığı açıklandı.[17]

Burada sonraki ihale listelerinde görülen önemli bir hata veya kapsam karışıklığı vardır. Birçok tablo, “1999–2001 Teleon: 120 milyon dolar” ifadesini iki sezonun toplam bedeli gibi vermekte, bazıları da buradan yıllık 60 milyon dolar sonucu çıkarmaktadır. Oysa dönemin kayıtları 120–120,5 milyon doların ilk sezon bedeli olduğunu belirtir. 29 Temmuz 1999 tarihli haberde Teleon’un ilk yıl için, federasyon payı ve KDV hariç 120 milyon dolar ödeyeceği açıkça yazılmıştır. 3 Ağustos tarihli başka bir kayıtta ise iki yıllık vergi dâhil toplam maliyet yaklaşık 340 milyon dolar olarak verilmiştir.[18]

Dolayısıyla iki farklı seri oluşmaktadır:

Sonraki özet tablolarda: iki sezon için toplam 120 milyon dolar veya yıllık 60 milyon dolar.

İhaleye yakın dönem kayıtlarında: ilk sezon için 120–120,5 milyon dolar; ikinci sezonda artış; federasyon payı ve vergi dâhil iki yıllık toplamda yaklaşık 340 milyon dolar.

Bu kitapta dönem kayıtları esas alınacaktır. İki sezonluk toplamı 120 milyon dolar kabul etmek, Cine5’in son sezonundaki 50–55 milyon dolarlık bedelden yalnızca sınırlı bir artış çıktığı izlenimini yaratır. İlk sezon tabanı 120,5 milyon dolar kabul edildiğinde ise artış, karşılaştırmada kullanılan Cine5 rakamına göre yüzde 119 ile yüzde 141 arasındadır. Başka bir ifadeyle yayıncının bir sezonda karşılamak zorunda olduğu temel hak maliyeti iki katından fazla yükselmiştir.

İhale bedelinin dekoder fiyatına dönüşmesi

Teleon’un yüksek teklifi, doğrudan tüketici fiyatlarına yansıdı. Ağustos 1999’da yayımlanan tarifelerde paket ve alıcı türüne göre yıllık maliyet yaklaşık 560 ile 700 dolar arasında değişiyordu. Telsim abonelerine, Cine5 dekoderini iade edenlere ve farklı yayın alıcılarını kullananlara ayrı fiyatlar uygulanıyordu. Kablo erişimi olmayanların ayrıca uydu alıcısı edinmesi gerekiyordu.[19]

Bu fiyatlandırma, futbol yayıncılığının medya gruplarının diğer faaliyetleriyle birlikte pazarlanmasının belirgin bir örneğiydi. Cep telefonu aboneliği, dekoder indirimi ve maç yayını aynı ticari paketin parçaları haline getiriliyordu. Yayın hakkı artık yalnızca bir televizyon kanalını değil, grubun telekomünikasyon hizmetini ve dağıtım cihazlarını da satmak için kullanılıyordu.

Ancak denklem son derece ağırdı. Yayıncı, önceki sezonun iki katından fazla bir taban bedel üstlenmişti. Bu maliyeti reklamdan çok, yüz binlerce tüketicinin dolar üzerinden fiyatlanan aboneliğinden karşılaması gerekiyordu. Abone sayısının hedefin altında kalması, dekoder dağıtımının gecikmesi veya taksit tahsilatının aksaması halinde hak bedelinin ödenmesi tehlikeye girecekti.

1990’da Magic Box’ın karşısındaki temel sorun, kaç evde çanak anten bulunduğuydu. 1999’da Teleon’un karşısındaki sorun ise kaç kişinin dekoder için yüzlerce dolar ödeyeceğiydi. Teknolojik erişim sorunu, on yıl içinde abonelik ekonomisi ve finansman sorununa dönüşmüştü.

On yılın bilançosu

1990–1999 arasında Türkiye’de futbol yayıncılığının dört temel unsuru kalıcı biçimde değişti.

Birincisi, tek yayıncı dönemi sona erdi. TRT artık yayın hakkını belirleyen tek kurum değildi; özel kanallar futbol üzerinden birbirleriyle rekabet ediyordu.

İkincisi, hak bedelleri kulüp başına ve maç başına ödemelerden milyonlarca dolarlık sezonluk ihalelere dönüştü. Dolar, sözleşmelerin temel hesap birimi haline geldi.

Üçüncüsü, izleyici yayın finansmanının doğrudan tarafı oldu. Çanak anten maliyetinin ardından abonelik ve dekoder ücreti geldi. Futbolsever artık yalnızca televizyon sahibi veya reklamların hedefi değil, yayın hakkı yatırımını finanse eden müşteriydi.

Dördüncüsü, kulüplerin ayrı ayrı sattığı haklar merkezî havuzda toplandı. Bu düzen daha küçük kulüplere düzenli gelir sağladı, fakat federasyonun yetkisi, gelir dağılımı, büyük kulüplerin bireysel sözleşmeleri ve yayıncının münhasırlığı konusunda yeni hukukî tartışmalar doğurdu.

1990’ların başında özel televizyon, futbolu kullanarak devlet tekelini fiilen aşmıştı. On yılın sonunda ise futbol yayın hakkı, bir medya şirketinin taşıyabileceği en ağır mali yüklerden biri haline gelmişti. Teleon’un verdiği teklif, pazarın büyüdüğünü gösteriyordu; aynı zamanda yalnızca yüksek teklif vermenin sürdürülebilir bir yayın düzeni kurmaya yetmeyeceğini de gösterecek eşiği hazırlıyordu.

Bir sonraki bölüm, bu eşiğin aşılmasına odaklanacaktır: Teleon sözleşmesindeki ödeme ve dekoder sorunları, 2000–2001 sezonunda yaşanan fesih, Digiturk ve Lig TV’nin kurulması, dijital platform ekonomisi ve daha sonra beIN Sports’a uzanacak sahiplik zinciri.

Kaynak notları

[1] Cumhuriyet, 28 Şubat 1990: Kulüplerin Magic Box sözleşmeleri ve sözleşme hükümleri

[2] Cumhuriyet, 7 Mayıs 1990: Star 1’in hareketli test yayını ve çanak anten maliyeti

[3] TBMM: 3913 sayılı Anayasa değişikliği; Anayasa Mahkemesi: Özel yayıncılığın hukukî gelişimi; 3984 sayılı Kanun metni

[4] Cumhuriyet, 1 Eylül 1990: Aynı saatte TRT ve Magic Box’tan iki lig yayını

[5] Anayasa Mahkemesi kararında 3813 sayılı Kanun’un 29. maddesi

[6] Cumhuriyet, 11 Aralık 1993: Cine5 dekoder ve abonelik fiyatları; Cumhuriyet, 24 Temmuz 1993: Net asgari ücret

[7] Cumhuriyet, 11 Eylül 1994: Cine5, TGRT, atv, Show TV ve Interstar arasında bölünen haklar

[8] Cumhuriyet Spor, 3 Ekim 2006: Tarihsel ihale tablosu; TFF verileri üzerinden hazırlanan yayın geliri tablosu

[9] TBMM kaydı: 22 Nisan 1996 ihale kararı ve 29 Mayıs 1996 tarihli Cine5 sözleşmesi; Danıştay karar özeti

[10] Türkiye Futbol Federasyonu tarihçesi

[11] Cumhuriyet, 17 Nisan 1997: Havuzun bedeli ve dağıtım ölçütleri

[12] Anayasa Mahkemesinin 10 Haziran 1997 tarihli kararı

[13] Cumhuriyet, 9 Mayıs 1997: Cine5’in bedeli 57,5 milyon dolara çıkarma önerisi

[14] Groupe Canal+: Kanalın 4 Kasım 1984’te başlayan tarihi; L’Équipe: İlk lig maçı ve maç başına 250 bin franklık anlaşma

[15] Premier League’in resmî kuruluş tarihçesi; Birleşik Krallık Parlamentosu: Merkezî satış ve ücretli televizyon modeli; Akademik çalışma: Beş yıllık 304 milyon sterlinlik paket

[16] Cumhuriyet, 21 Nisan 1999: 85 milyon dolarlık taban, süre ve artış şartları

[17] Cumhuriyet, 21 Mayıs 1999: Teleon’un 120,5 milyon dolarlık teklifi

[18] Milliyet, 29 Temmuz 1999: İlk yıl için 120 milyon dolar, federasyon payı ve KDV hariç; Cumhuriyet, 3 Ağustos 1999: İki yıllık maliyet ve fiyat tarifesi

[19] Cumhuriyet, 3 Ağustos 1999: Teleon abonelik ve dekoder seçenekleri

Bu sahne sende ne bıraktı?

Metne not bırak

Alıntı kartı